monet_14_Dalnicni_most_v_Argenteuil_1874.jpgbarge_haulers_18_on_the_volga_1870.jpgvan_goghs_16_la-meridienne-ou-la-sieste-dapres-millet.jpgmonet_14_waterlily_pond_1899.jpgmonet_23_Poplars_along_the_River_Epte_Autumn_1891.jpgrenoirs_15_bal-du-moulin-de-la-galette.jpgvan_gogh_13_the-starry-night-1889.jpgmonet_11_Imprese_Vychod_Slunce_1873.jpgmonet_16_Promenada_1875.jpgwilliam_turner_17_the-lake-petworth-sunset-fighting-bucks_1829.jpgmonet_22_Bulvar_Kapucinu_1873.jpgmonet_18_Most_u_Argenteuil_1874.jpgvan_gogh_12_seascape_at_saintes-maries.jpgmonet_17_Seina_u_Argenteuil_1874.jpgmonet_19_La_femme_au_metier_1875.jpgmonet_13_Maky_pobliz_Argenteuil_1873.jpgmonet_12_Regata_v_Argenteuil_1872.jpgmonet_20_Zena_s_destnikem_1876.jpg

"Hızlı Gittik Ruhlarımız Geride Kaldı"

Kültürel Boşluk

Amerika’da bir beyaz adam Kızılderili kabilelerinden birine konuk olmuş. Bir gün kabile reisi atına binerek uzayıp giden ovaya doğru atı sürmüş. Beyaz adam dâhil kabilenin erkekleri de aynı şekilde onu izlemişler ve at koşturmuşlar. Başta reis olmak üzere, grup atlarını hızlı biçimde sürerek uzunca bir süre yol almışlar. Ovanın ortalarına gelince birdenbire reis atını durdurmuş, inip toprağa bağdaş kurarak oturmuş. Diğerleri de atlardan inerek yanına gelmişler. Beyaz adam reise yaklaşarak sormuş: “Ne oldu da aniden durup yere oturdunuz?” demiş. Reis, “ Çok hızlı gittik, ruhlarımız geride kaldı” diye cevap vermiş. Çağımızda yaşanan teknolojik ve ekonomik gelişmeler sonucu olarak meydana gelen psikososyal ve kültürel değişmeler, boşluklar, çelişki ve sorunlar kısa ve öz olarak, bu ifadeden başka bir cümle ile bu kadar güzel anlatılamaz, diye düşünüyorum.

Tecessüs ve Tefekkür

Tecessüs Ve Tefekkür Her Şeyin Temelidir

Aristoteles “Bilim merakla başlar” demiş. Sadece bilim mi? Bilim, felsefe, sanat, keşif ve icatlar yani aslında kültür ve uygarlıkla ilgili olan her şey merakla başlar. Burada tecessüsü yoğun bir anlama, kavrama, inceleme merakı olarak kullanıyoruz. Basit veya karmaşık tüm öğrenme, araştırma davranışlarının temelinde merak duygusu vardır. Yüzeysel ve sıradan bir insan davranışı olarak görülse de dedikodunun temelinde bile yoğun bir merak duygusu bulunmaktadır. Hatta merak güdüsü hayvanlarda da, ilkel bir biçimde olmakla birlikte, yaygın olarak gözlenir.

Toplumlarda bütün yeniliklerin, ilerlemelerin motoru insandaki ihtiyaçla birlikte merak etme özelliğidir. Günlük, basit merakın, düşüncenin ötesinde oluşan tecessüs ve tefekkür, artık yeni bir fikrin, nesnenin, aletin, sistemin veya teorinin oluşturulması yolunda ciddi bir yolculuğa çıkmak demektir.  Söz konusu davranış insandan o ölçüde de bir çaba, irade ve tutku ister.
Bu nedenlerle, niteliği ne olursa olsun insanın yeni bir şey üretmesi, tasarlaması demek olan bu iki özelliği her insanda aynı düzeyde bulunmamaktadır. Tabi bu, insandaki zihinsel kapasite ve motivasyonla, bireyin içinde bulunduğu maddi ve ruhsal şartlarla da ilgili bir husustur.

"Ne Olacak Bu Memleketin Hali?"

Yıkılan İmparatorluğun Yarattığı Travma

Makro düzeydeki sosyolojik süreçlerden biri de toplumun sosyal, ekonomik ve siyasal bakımlardan uzun süreli bir “istikrar dönemi” ni yakalamış olmasıdır. Dolayısıyla bu, topluma ve devlete olan güven duygusunun bireylerde yerleşmesi ve gelecek kaygısının olmaması durumudur.  Hele bizim insanlarımızın bu konu üzerinde çok ayrı ve özel bir hassasiyeti vardır.  Çünkü bu soru ve duygusal durum, Osmanlı’da yaklaşık 200 yıl süren gerileme ve çöküş, dağılma döneminin biz Türkler’in ruh dünyasına yerleştirdiği, sonuçta kalıcı hâle getirdiği hüzün ve kaygı dolu bir psikolojik tavır ve davranış şeklidir. Zamanla azalmıştır, ama tümden yok olmamıştır.


İlginçtir, bu sitede 1910 yılında yayımlanan ve bugün sayıları 70’e yaklaşan makalelerin içinde en çok okunan yazımız, bu toplumsal kökenli kaygı ve sorunla ilgili olandır. Söz konusu makalenin başlığı, “Sosyal Bütünleşme-Çözülme ve Sosyal Güven Duygusu” dur. O yazıda da açıklandığı gibi ister mikro ister makro düzeyde olsun, tüm insan ilişkilerinin temelinde “güven duygusu” bulunmaktadır. Bu duygunun varlığı bütün sosyal gruplarda, örgütlerde ve tabakalarda bireylerarası ilişkileri besler, güçlendirir ve toplumsal bütünleşmeyi, etkileşimi, dayanışma ve uzlaşmayı artırır. Böylece insanlar yaşama daha sıkı bağlanırlar, geleceğe ümitle bakarlar.