Anasayfa
Demokrasi ve Devrimci Tutum PDF Yazdır E-posta
Yazar Yrd. Doç. Dr. Aydın YAKA   
Pazar, 15 Nisan 2012 20:53

Demokrasi Nedir?
Bu makalede demokrasi ile devrimci tutum arasındaki ilişkiyi Touraine’in bu konu ile ilgili özlü bir ifadesinden yola çıkarak açıklamak istiyoruz. Ancak önce kısaca demokrasi kavramına ve bu kavramın daha çok da kültürel-değerler boyutuna değinmek faydalı olur diye düşünüyoruz. Demokrasi topluma ait tüm hak ve güçleri halkın kullandığı, yurttaşların oy verme yolu ile kendi çıkarlarına hizmet edecek bir hükümet kurma şekline sahip oldukları, herkesin medeni (sivil), siyasi ve ekonomik özgürlüklerinin güvenlik altında bulunduğu bir siyasi rejimdir (Aron, 1978: 376). Temel hak ve özgürlüklerin en geniş anlamda kullanıldığı aynı zamanda bireylerin geniş sorumluluklar yüklendiği bir siyasal sistemdir. Demokrasi genel anlamda ve sosyal, kültürel boyutu bakımından ele alındığında onun aynı zamanda bir dünya görüşü, bir yaşam biçimi olarak da tanımlanması mümkündür. Sanayi Devrimi’nden bu yana demokrasi 19. ve 20. yüzyıllarda dünyada herkesin ve her toplumun gerçekleştirmek istediği kusurları en az olan ve mevcut yönetim sistemleri içinde insanı, toplumları en çok mutlu eden siyasal sistem olarak algılanmaktadır. İnsanlık-uygarlık tarihi bakımından ele alındığında onun uzun bir sosyoekonomik ve sosyokültürel gelişme sonunda gerçeklik kazandığını söyleyebiliriz. İnsanoğlunun nice sosyal ve siyasal tecrübeleri sonucunda olgunlaştırılmış bir kültür ve uygarlık olgusudur. Demokrasi artık karşı konulamayan bir yönetim sistemi hâline gelmiştir. Bu noktada evrensel bir uzlaşma vardır denilebilir.

 
Çağdaş Toplumlarda Kitle Hareketleri PDF Yazdır E-posta
Yazar Yrd. Doç. Dr. Aydın YAKA   
Pazartesi, 19 Mart 2012 19:53

Kitle (Yığın) Nedir?
Burada özellikle günlük kent yaşamı içinde, cadde ve sokaklarda kendiliğinden, rastgele oluşan ve o anda sadece belirli bir mekânı paylaşmaktan başka bir özelliği olmayan kalabalıkları kastetmiyoruz. Yani bu anlamda kalabalık, kitle, yığın biyolojik veya fiziksel herhangi çokluktan başka bir şey değildir. “Burada bir yığın insan oturmuş enflasyonu konuşuyorlar”, “Pazar yeri çok kalabalıktı”, “Şurada bir taş yığını var” örneklerinde olduğu gibi. Bizim bu makalede söz konusu ettiğimiz kitleler (yığınlar) ise toplumda gelip geçici, süreksiz olmakla birlikte psikososyal ve siyasal etkileri oldukça fazla olan, yoğun ortak sosyal tepkiler veren toplulukları ifade etmektedir. Toplumda sosyal bütünleşme ne kadar sağlam olursa olsun, toplum gene de heterojen bir özellik gösterir. Çünkü bireyler arasında fizyolojik, psikolojik, kültürel, ekonomik, dinsel, siyasal ve felsefi nedenler gibi sayılamayacak kadar çok sebebe bağlı farklılıklar vardır. Bu farklılıklardan dolayı bireyler bazı bireylere yaklaşır, bazı bireylerden ise uzaklaşırlar. Bu sosyal farklılaşma olgusu toplumda doğal bir gruplaşma eğilimi yaratır. Dolayısıyla toplumlarda çeşitli gruplaşma süreçlerinin varlığı bir sosyolojik olgu olarak gayet normaldir, hatta gereklidir, kaçınılmazdır. Bu gruplaşmaların bir kısmı örgütlüdür, kurumsaldır, formeldir, bazıları ise o ölçüde planlı programlı ve biçimsel değillerdir, çoğu zaman kendiliğinden oluşurlar. Birinciler göreli bir sürekliliğe yapılaşmaya sahiptirler, ikinciler ise kısa sürelidirler, sosyal grup yapısı göstermezler. Yığınlar belirli bir zaman diliminde, belirli nedenlere, sosyal ihtiyaç ve sorunlara bağlı olarak meydana gelirler ve kısa süre içinde de dağılırlar. Ancak onların kısa süreli olmaları, kurumsallık taşımamaları, yığınların sosyal yaşayış ve ilişkiler açısından etkisiz olmaları anlamına da gelmez. İşte toplumda çok değişik nedenlere bağlı olarak meydana gelen bu tür topluluklara, kalabalıklara “yığın”, “kitle” (masse) denilmektedir. Yığınlara bazı sosyologlar “hareketli kalabalıklar” demektedirler (Tan, 1981: 48). Niteliksiz, şekilsiz ve belirli bir doğrultusu olmayan kalabalıklara göre yığınlarda nispeten bir konu birliği ve bütünleşme söz konusudur. Sosyal gruplar bir yığın içinde de yer alabilirler Yığınların yarattığı etkilere, sosyal hareketliliğe de sosyolojide ve sosyal psikolojide “kitle hareketleri” denir. Bu konu özellikle sosyal psikolojinin en önemli inceleme alanlarından biridir. Örneğin toplumlarda görülen tüm isyan hareketlerinde, toplu gösterilerde, protestolarda, linç olaylarında, devrimlerde yığınlara rastlanır ve bunlar bu tür durumlarda çoğu zaman belirleyici bir rol oynarlar, toplumu sarsıcı etkiler meydana getirirler.

 
İdeolojik Bakış-Objektif Bakış PDF Yazdır E-posta
Yazar Yrd. Doç. Dr. Aydın YAKA   
Perşembe, 01 Mart 2012 18:27

İdeoloji Nedir?
Türkiye’de kronikleşmiş hastalıklardan biri de her şeyi ideolojiye bulayarak ele almak, açıklamak ve değerlendirmektir. İdeoloji genel anlamıyla sistematik bir düşünce bütünlüğünü anlatır; kendi içinde tutarlı olan ve bütünsellik taşıyan düşünceler belli bir bakış açısını içerir yani bunlar örneğin bir sosyal sınıfın, toplum kesiminin, siyasi partinin, grubun veya bir tabakanın felsefi, sosyal, siyasal, dini, ahlaki ve kültürel görüşlerinin tümünü kapsar. İdeoloji bu öğelerden oluşan belirli bir bakış açısını, bu düşüncelerin genel doğrultusunu ifade eder. Dolayısıyla ideoloji nesnel özelliklerden ziyade birçok duygusal öğeleri barındırmaktadır. Hatta ideolojilerde bu duygusal öğeler baskın durumdadır, ön plandadır. Bu bakımdan her ideolojide bir partizanlık, taraflılık, duygu ve inanç temelli bir nitelik bulunmaktadır.

 
Çağdaşlık Ne Demektir? PDF Yazdır E-posta
Yazar Yrd. Doç. Dr. Aydın YAKA   
Salı, 07 Şubat 2012 18:26

Çağdaşlık Kavramı
Biz bu makalede çağdaşlık kavramını biraz irdelemek, analitik açıdan temel özelliklerini belirlemek ve onu anlaşılır kılmak; ayrıca kavramın kullanımı açısından, Türkiye’de nerelerde yanlışlık yapıldığını araştırıp tartışmak istiyoruz. Sözcük ve kavram olarak “çağdaş” (contemporain) zamandaş, asri, muasır, çağcıl, modern, aynı zaman diliminde yaşamak demektir. Şu anda yaşanılan zamana uygunluğu anlatır. Çağdaş toplum denilince de hâlen yaşadığımız zamanda var olan toplum anlaşılır. Çağdaşlık kavramı 19. yüzyıldan itibaren bizimle (Osmanlı) Batı (Avrupa) arasındaki ilerilik-gerilik farkları, kıyaslamaları bağlamında düşünce ve politik hayatımıza yerleşmiştir. Bu kavram Batı ile olan ilişkilerimizden ve Osmanlı ile Batı arasındaki sosyoekonomik mesafenin açılmasından kaynaklanmıştır. Türk toplumu Batı ile olan ilişkilerini (özellikle sosyokültürel bakımdan) bir türlü gerçekçi, sağlıklı bir zemine oturtamadığı ve Batı’yı yanlış algıladığı için “çağdaşlık” kavramı da çok problemli bir kavram olarak bize Avrupa’dan intikal etmiş ve bir yığın tartışmayı da beraberinde getirmiştir.

 
Geri Kalmış Ülkelerde Sosyal Değişme PDF Yazdır E-posta
Yazar Yrd. Doç. Dr. Aydın YAKA   
Cumartesi, 07 Ocak 2012 09:46

Geri Kalmışlık Nedir ve Nasıl Oluşmuştur?
Aslında geri kalmışlık kavramı izafi bir kavramdır. Hangi ülke, hangi kriterlere ve hangi ülkelere göre geri kalmıştır? Bu tür kavramlar bir kıyaslamanın, karşılaştırmanın sonucu olarak oluşan kavramlardır. Dolayısıyla bu sorular teorik düzeyde tartışılabilir. Ancak 20. yüzyılda fiilen ve somut olarak böyle bir sosyal gerçek insanlığın gündemine gelip oturmuştur. Dünyadaki genel barış, huzur ve sosyal adalet açılarından bu sorunun giderilmesi, en azından asgariye indirilmesi de gerekmektedir. 18. yüzyıldan önce de yeryüzündeki ülkeler, toplumlar arasında çeşitli nedenlere bağlı olarak ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan belirli farklar vardı. Örneğin dünyanın bazı ülkeleri, bölgeleri diğerlerine göre daha bayındır haldeydi. Dünya kentleri arasında da ekonomik ve ticari etkinlikler, zenginlik ve kültürel canlılık, çeşitlilik bakımlarından önemli düzey farklılıkları söz konusu idi. Bilim, teknik, ekonomi, sosyal yaşam bazı bölgelerde oldukça gelişmiş, bazı bölgelerinde ise daha geri durumdaydı. Kısacası her toplum genel gelişmişlik açısından aynı düzeyde değildi. Ancak bir teknolojik ve ekonomik devrim olarak 18. yüzyılda Avrupa’da yaşanan Sanayi Devrim’i bu tabloyu değiştirdi. Bu dönemden itibaren sanayileşme olgusunun yaşandığı ülkeler diğerleri ile arayı hızla açmış ve sonuçta dünyadaki ülkeler sosyoekonomik gelişmişlik bakımından iki büyük ülke grubu halinde ortaya çıkmıştır. Çünkü toplumların büyük çoğunluğu birçok nedenlerden dolayı bu sürecin dışında kalmışlardır. Gerçekte Batı toplumları ile Doğu toplumları arasındaki mesafenin açılması sanayileşme hamlesinden önce başlamıştır. Batı’da 18. yüzyıldan önce sanayileşmeyi hazırlayan birçok aşama yaşanmış, bu sosyolojik süreç Rönesans ve Reform hareketleri ile birlikte hız kazanmıştır. Bunların ardından coğrafi keşifler ve bilhassa 17. yüzyılda insan düşüncesinde, bilimde gerçekleştirilen “yöntem değişikliği”; ayrıca 18. yüzyılda da Batı’nın düşünce ve kültür hayatında yaşanan Aydınlanma hareketi sanayileşmenin alt yapısını oluşturan önemli kültürel, düşünsel değişiklikler ve faktörlerdir. 19. ve 20. yüzyılların dünyasını her yönden şekillendiren Sanayi Devrimi’nin Avrupa’da gerçekleşmesi tesadüf değildir. Toplumlarda geri kalma öncelikle bilim ve teknolojide kendini gösteriyor, bunun ardından toplumlar her alanda yeni yöntem ve teknikler üretemez hâle geliyor ve bu nedenle ilerleyemiyor, kendilerini yenileyemiyor ve geri kalıyorlar. Bu tür toplumlarda diyalektik oluşun dışında âdeta mekanik tekrarlar başlıyor ve bir kısır döngü meydana geliyor. Bu bakımdan sanayileşme sürecinin arkasındaki faktörleri doğru anlamak ve analiz etmek gerekir.

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 6