İnsanı Değiştiren İki Önemli Faktör: Bilgi ve Teknoloji

Bireyin ve toplumun değişmesinde rol oynayan değişik faktörler vardır. Bunların içinde en önemlileri bilgi ve teknolojidir. Birbirine bağlı bu iki faktörün insanı değiştirme mekanizmasına yakından bakalım ve analizini yapmaya çalışalım.

Sosyal bilimlerde çok geçerli ve popüler olan sistem yaklaşımına göre insanın kendisi ve zihinsel yapısı da bir sistem olarak kabul edilir. Her sistemin de girdileri ve çıktıları vardır. İnsan zihnine gelen her bilgi bir girdidir. Bu bilgiler psikolojik açıdan aynı zamanda birer uyaran olarak ele alınır ve bunlar zihindeki belirli süreçlerden sonra belli düşünceler, tepkiler, davranış ve tutumlar hâlinde çıktıya dönüşür. Zihin, iç uyaranlardan gelen duygu ve düşünceleri de harmanlayıp bir davranış hâline getirmektedir. Ama esas olan ve iç uyaranları da besleyen bu dış uyaranlardır.

Bu bağlamda zihne yeni uyaranlar, dışarıdan yeni bilgi ve düşünceler gelmiyorsa zihinde de dikkati çeken bir değişim olmuyor demektir. Halk arasında “Çok yaşayan değil, çok gezen bilir” şeklinde bir söz vardır. Burada insanın çok gezmesi yeni ve çeşitli uyaranlarla karşılaşması söz konusu edilmekte, sonuçta da kişi öğrendiği yeni bilgi ve düşüncelere bağlı olarak değişmektedir. Dolayısıyla değişmek, yanlışlardan arınmak ve daha mükemmel olana ulaşılmak isteniyorsa uyaranları artırmak, çeşitlendirmek, yenilemek gerekmektedir.

Soyut, teorik bilgiler, düşünceler pratiğe yani uygulamaya dönüşünce teknik ve teknoloji hâline gelirler. Toplumda artan bilgi ve teknik yeni üretim ve tüketim araçları yaratmaktadır. Bu teknik yeni bir yemek çeşidi, bir duvar yapım tekniği, bir üretim ve tüketim aracı olabilir. Dolayısıyla her türlü bilgi ve düşünce uygulamada bir teknik, somut bir eylem, davranış demektir. Bu da insanın değişmesini ifade eder. Bilgi ve teknoloji yeni şartlar oluşturur dolayısıyla yeni ihtiyaçlar yaratır, üretim ve tüketimi çeşitlendirir, zenginleştirir. Doğal olarak da bu yeni ihtiyaçların tatmini gerekir.  İşte bilgi ve teknoloji insanı bu şekilde ve bu süreç içinde etkilemekle ve değiştirmektedir. İstisnaları olmakla birlikte, bilgisiz insanlar değişime, yeniliğe daha kapalı olan insanlardır.

İletişim ve Bilişim Devrimi özü itibariyle bir bilgi ve teknoloji devrimidir. Hem üretim alanlarını, araçlarını hem de tüketim araçlarını, malzemelerini artırmış, çeşitlendirmiş, zenginleştirmiştir. Bunlar da insandaki düşünüş, duyuş ve davranış değişikliğini sonuçta da bir zihniyet farklılaşmasını ifade eder.

Bu nedenlerle insanın değişimi yakalaması ve çağa uyabilmesi için öncelikle bilgilerini artırması gerekmektedir. Sadece eski bilgilerle yetinenler, yeni bilgi ve düşüncelerle tanışmayanlar statükocu olur çıkarlar. Onun için de okullarda öğrencilere sürekli okumaları, yeni bilgiler derlemeleri, zihinlerini yeni ve farklı olan her şeye açmaları öğütlenir. Aksi hâlde birey ve toplum yerinde sayar, ilerleyen zamanın, çağın gerisinde kalır. Günümüzde sosyal bilimlerde çok kullanılan “geri kalmışlık” olgusu bundan ibarettir.

Dünyada insanoğlunun bin yıllar içinde kazandığı, sahip olduğu bilgilerin sınırlarının kısa zaman içinde genişlemesi ve mevcut bilgilerin yeniden yaratılması, düzenlenmesi Batı’da 15. yüzyılla 19. yüzyıl arasındaki dönem içinde (ki bu süreç Rönesansı, coğrafi keşifleri, 17. yüzyıldaki yöntem değişikliğini, Aydınlanmayı, Sanayi Devrimini içermektedir) gerçekleşmiş ve Batı böylece büyük oranda hem doğaya hem de dünyanın diğer ülkelerine egemen olmuştur. Bu dönemde oluşturulan her türlü bilgi ve düşünceler Batılı insanla birlikte tüm dünyayı da değiştirmiş, çok farklı aşamalara ulaştırmıştır. Böylece insanoğlunun bilgilenme ve düşünce ufku eski dönemlere göre nicelikçe çok artmış oldu. Bacon’ın “Bilmek egemen olmaktır” sözü bu durumu çok iyi özetlemektedir.

20. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşen İletişim ve Bilişim Devrimi ise kendinden önceki teknolojik ve sosyal devrimlerle kıyaslanamayacak ölçüde insanlığın önüne çok engin bir bilgi ve teknoloji dünyası sermiştir. Bu yeni aşama bilgileri nicelik ve nitelikçe çok değiştirmekle, artırmakla kalmamış, teknolojik olarak bilgi artışını sonsuza dek götürebilme imkânı yaratmış, bu bilgilerin depolanması, iletişim ve yayılmasında olağanüstü kolaylıklar sağlamıştır. Aynı zamanda müthiş bir şeffaflığı, insanların ve toplumların kendileriyle, geçmişleri ile yüzleşmelerini gündeme getirmiş, tüm tabular yıkılmış, gizlilikler kalkmış ve her türlü bilgi sokağa dökülmüştür. Bu bakımdan yeni değerler, yapılanmalar, kurumlaşmalar, sentezler ortaya çıkmış, insanoğlunun yarattığı uygarlığın yeniden tanımı ve değerlendirilmesi söz konusu olmuştur.

İşte bu bilgi çağının farkına varabilen, uyum yeteneklerini geliştirebilen insanlar ve toplumlar yok olmadan kendi varlıklarını sürdürebileceklerdir. Değişimin hızına ayak uyduramayanlar “bilenler” tarafından yönetileceklerdir. Eski ezberleri sadece tekrar edenler, değişmeye cesaret edemeyenler, çevrelerinde olanları algılamayanlar, bunları anlamak ve öğrenmek istemeyenler geçmişte olduğu gibi gene çağın dışına düşeceklerdir. Bunun toplumsal sorumluluğu bireysel sorumluluktan çok daha fazladır. Onun için, Çetin Altan’ın deyimiyle kimse “enseyi karartmasın”; değişimin izini sürmeye ve sağlıklı, gerçekçi bilgiler edinmeye baksın. Günümüzün tutucuları dünyadaki değişimi anlamayan, algılamayan ve öğrenmek istemeyen insanlardır.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile