Çağdaş Toplumlarda Kitle Hareketleri

Kitle (Yığın) Nedir?
Burada özellikle günlük kent yaşamı içinde, cadde ve sokaklarda kendiliğinden, rastgele oluşan ve o anda sadece belirli bir mekânı paylaşmaktan başka bir özelliği olmayan kalabalıkları kastetmiyoruz. Yani bu anlamda kalabalık, kitle, yığın biyolojik veya fiziksel herhangi çokluktan başka bir şey değildir. “Burada bir yığın insan oturmuş enflasyonu konuşuyorlar”, “Pazar yeri çok kalabalıktı”, “Şurada bir taş yığını var” örneklerinde olduğu gibi. Bizim bu makalede söz konusu ettiğimiz kitleler (yığınlar) ise toplumda gelip geçici, süreksiz olmakla birlikte psikososyal ve siyasal etkileri oldukça fazla olan, yoğun ortak sosyal tepkiler veren toplulukları ifade etmektedir. Toplumda sosyal bütünleşme ne kadar sağlam olursa olsun, toplum gene de heterojen bir özellik gösterir. Çünkü bireyler arasında fizyolojik, psikolojik, kültürel, ekonomik, dinsel, siyasal ve felsefi nedenler gibi sayılamayacak kadar çok sebebe bağlı farklılıklar vardır. Bu farklılıklardan dolayı bireyler bazı bireylere yaklaşır, bazı bireylerden ise uzaklaşırlar. Bu sosyal farklılaşma olgusu toplumda doğal bir gruplaşma eğilimi yaratır. Dolayısıyla toplumlarda çeşitli gruplaşma süreçlerinin varlığı bir sosyolojik olgu olarak gayet normaldir, hatta gereklidir, kaçınılmazdır.

Bu gruplaşmaların bir kısmı örgütlüdür, kurumsaldır, formeldir, bazıları ise o ölçüde planlı programlı ve biçimsel değillerdir, çoğu zaman kendiliğinden oluşurlar. Birinciler göreli bir sürekliliğe yapılaşmaya sahiptirler, ikinciler ise kısa sürelidirler, sosyal grup yapısı göstermezler. Yığınlar belirli bir zaman diliminde, belirli nedenlere, sosyal ihtiyaç ve sorunlara bağlı olarak meydana gelirler ve kısa süre içinde de dağılırlar. Ancak onların kısa süreli olmaları, kurumsallık taşımamaları, yığınların sosyal yaşayış ve ilişkiler açısından etkisiz olmaları anlamına da gelmez. İşte toplumda çok değişik nedenlere bağlı olarak meydana gelen bu tür topluluklara, kalabalıklara “yığın”, “kitle” (masse) denilmektedir. Yığınlara bazı sosyologlar “hareketli kalabalıklar” demektedirler (Tan, 1981: 48). Niteliksiz, şekilsiz ve belirli bir doğrultusu olmayan kalabalıklara göre yığınlarda nispeten bir konu birliği ve bütünleşme söz konusudur. Sosyal gruplar bir yığın içinde de yer alabilirler Yığınların yarattığı etkilere, sosyal hareketliliğe de sosyolojide ve sosyal psikolojide “kitle hareketleri” denir. Bu konu özellikle sosyal psikolojinin en önemli inceleme alanlarından biridir. Örneğin toplumlarda görülen tüm isyan hareketlerinde, toplu gösterilerde, protestolarda, linç olaylarında, devrimlerde yığınlara rastlanır ve bunlar bu tür durumlarda çoğu zaman belirleyici bir rol oynarlar, toplumu sarsıcı etkiler meydana getirirler.

Bu tip sosyal oluşumlar, toplanmalar her toplumda ve her zaman olagelmiştir. Onun için bu durum sosyolojik açıdan istisnai değildir. Tabii hareketin sebepleri ve derecesi her zaman farklı olabilir. Ancak bu tarz eylemlerin oluşması, psikososyal mekanizması, sonuçları belirli ortak özellikler göstermekte ve bu genel özellikler de bilimsel kurallar çerçevesinde tanımlanmakta, araştırılmaktadır. Örneğin kitle hareketlerini geçmişte Gasset, Le Bon, Tarde, Reich, Lewin, Mills, yakın dönemde de Marcus gibi sosyal bilimciler incelemişlerdir. Özellikle Sanayi Devrimi sonrasında 19. ve 20. yüzyıllarda gelişen ve yaygınlaşan demokrasi çerçevesinde bu kavram büyük önem kazanmıştır.

Kitlelerin Temel Özellikleri
Kitlelerin temel özellikleri ile toplumdaki normal sosyal grupların nitelikleri arasında önemli farklar vardır. Yapılan araştırmalar çerçevesinde bu gibi kalabalıkların bazı ortak ve dikkat çeken niteliklerini kolay anlaşılması bakımından maddeler hâlinde sıralamak istiyoruz:

1. Kitleleri meydana getiren bireylerde bir duygu ve düşünce odaklanması söz konusu olmaktadır.
2. Bu psikososyal ortamda çoğunlukla bireylerin bilinçaltlarındaki duygular, dürtüler ve önyargılar harekete geçmekte, kitlelerin ortak tepkilerinde bu tür karmaşık duygular etkin rol oynamaktadır.
3. Kitlelerin ömrü kısadır, bunlar etkili fakat süreksizdirler. Yığın hâline gelen bireyler söz konusu özelliklerini uzun süre koruyamazlar.
4. Kitlelerde rasyonel düşünüş, muhakeme ve davranışlardan çok, duygusal, abartılı tepkiler, öfkeler hâkimdir. Özellikle Le Bon yığınlardaki düşünsel seviyenin düşüklüğünü vurgulayarak şöyle demiştir: “Meydanları dolduran kalabalıklar, aklın ve mantığın kanunlarına göre değil, kalabalığı meydana getiren yığınların, orta seviyesinin biraz aşağısına göre yargıda bulunurlar.”
5. Bunların en etkileyici yönlerinden biri, insanların genel olarak yalnız başlarına yapamayacakları şeyleri bu çeşit kalabalıklar içinde olunca yapabilmeleridir. Kitle bireye yeni ve farklı bir psikolojik güç, özellik eklemektedir. Yığınlar kişiye kendi istediğini, uygun gördüğünü değil, yığının istediğini yaptırır ve zorlayıcıdırlar. Bu noktada onların eylemleri ahlak, din ve geleneklere aykırı bir nitelik taşıyabilir ve yoğun şiddet içerebilir.
6. Kitlelerde yukarıdaki nedenlere bağlı olarak kişisel sorumluluk duygularının ortadan kalkması ve çok uç davranışların gözlenebilmesi söz konusu olmaktadır.
7. Bunlara bağlı olarak kitlelerde kolektif bilinç egemendir, bireysel bilinç kaybolup gitmiştir. Birey kendi eylemlerine sahip değildir.
8. Kitleleri etkileyen, yönlendiren mutlaka lider pozisyonunda olmak üzere açık veya gizli birileri vardır.
9. İstikrarsızdırlar, çabuk yön değiştirebilirler.
10. Bu nedenle de hem yapıcı hem de yıkıcı bir rol oynayabilirler.
11. Kitle hareketlerinde semboller, sloganlar, idealleştirilmiş yüce duygular, yargılar büyük önem taşır. Onları etkileyecek dinsel, ulusal, ahlaki, ekonomik vb. mutlaka bir yüce duygu, düşünce vardır.
12. Kitlelerde oluşan düşünce odaklaşması kendiliğinden bir “zihniyet tekleşmesi”ne yol açar.
13. Kitleleri meydana getiren bireyler yaş, cinsiyet, düşünce, etnik, kültürel, ekonomik ve siyasal bakımlardan homojen olmayabilirler; burada önemli olan onların belirli bir düşünce ve hedef için geçici de olsa bir araya gelmiş olmaları ve sırf o konu ile ilgili olarak anlaşmış, birleşmiş olmalarıdır.
14. Onların gücü, niceliğe bağlı bir yoğunluğun bulunmasının yanında, çok sık dokulu bir duygusal bütünlüğün oluşmasına dayanmaktadır. Çoğu zaman etkin olmaları buradan kaynaklanmaktadır. Kitle hâline gelen bireyler arasında karşılıklı olarak ve giderek artan yoğun bir iletişim vardır.
15. Kitleler çok farklı alan ve konulara göre oluşabilirler (Le Bon, 1969, Gilson, 1967, Canetti, 1981).

Kitle Hareketlerini Meydana Getiren Faktörler
Kitleleri oluşturan, yaratan faktörler çok çeşitlidir. Bir bakıma makro düzeyde olmak üzere sosyal hayatın karmaşıklığı, bu yapının sürekli bir zıtlıklar, çelişkiler yaratıyor olması, bireysel ve grupsal ilişkilerin denge hâlinden çok bir dengesizliği içermesi ve toplumda meydana gelen değişmeler bu nedenleri oluşturmaktadır denilebilir. Bu çerçevede ve geniş anlamda ele alırsak örneğin aşırı ekonomik eşitsizlikler, dengesizlikler, siyasal baskılar, kırımlar, katliamlar, nedeni ne olursa olsun yöneticilerce uygulanan ayrımcı davranışlar, adaletsizlikler vb. nedenler geçmişte çoğu toplumlarda, değişik derecelerde kitle hareketlerine yol açmıştır. Bunların sayısız örnekleri vardır. İlkçağ ve Ortaçağ’da yaşanan köle isyanları, sömürgeciliğin yoğun olarak uygulandığı dönemlerde görülen zulme karşı ayaklanmalar, diğer siyasi başkaldırı ve çatışmalarda, savaşlarda yaşananlar örnek olarak gösterilebilir. Tarihsel süreç içinde dinsel kökenli kitle hareketlerine de sıkça rastlanmıştır. Özetle sosyal yapıda ve sosyal ilişkilerde, örgütlenmelerde meydana gelen her büyük dengesizlik, hak ve özgürlük ihlalleri potansiyel olarak yığın hareketlerine gebe bir toplumsal ortam yaratmaktadır. Daha önce, “Toplum ve Adalet” başlıklı makalemizde vurguladığımız gibi buradaki anahtar kavram “adalet”tir. Geniş anlamda adaletin olmadığı her toplumda sosyal huzursuzluklar, homurdanmalar ve kitle hareketlerinin gündeme gelmesi kaçınılmaz olmaktadır. Fakat Yakınçağ’la birlikte özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda gözlenen bazı sosyal olgular, süreçler insanlığın bu aşamasında kitle hareketlerini eski dönemlerle kıyaslanamayacak ölçüde artırmış, yoğunlaştırmıştır. Aynı zamanda bu sosyal eylemlerin niceliği de niteliği de değişmiştir. Dolayısıyla günümüz toplumları dikkate alındığında, bu artışı sağlayan faktörleri daha ayrıntılı olarak ele almak istersek şu unsurları kaydedebiliriz:

1. Sanayileşme. Sanayileşme teknolojik ve ekonomik özellikleri ve sonuçta toplumda yarattığı köklü sosyal, siyasal ve kültürel değişmelerden dolayı kitle hareketlerine en büyük zemini hazırlamış olmaktadır. Sanayileşme üretim artışını sağlamış, ancak başlangıç aşamalarında büyük bir gelir adaletsizliğine de yol açmıştır. Özellikle Avrupa’da 19. yüzyılda yaşanan frensiz, kontrolsüz kapitalizm bu kıtada ekonomik kökenli olmak üzere büyük kitle hareketlerine sebep olmuş ve bu sosyal patlamaları, dengesizlikleri teorileştiren, bir sosyoekonomik devrime dönüştürmek isteyen felsefi, siyasal, ideolojik (Marksizm, sosyalizm gibi) düşünce akımlarını yaratmıştır. Örneğin Batı’da 1818, 1830, 1848 ve 1871 yıllarındaki ekonomik ve siyasal nitelikli devrimci eylemler Avrupa’da sosyal ve siyasal gelişmelerin tarihi içinde önemli yer tutmaktadır. Sanayi Devrimi yalın bir sosyal olgu değildir. Bu hareket bir dizi sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi olayın da (demokrasi gibi) başlatıcısı olması bakımından 19. ve 20. yüzyıllarda köklü sosyal dalgalanmalara, çelişkilere sebep olmuş, özellikle sanayi ve kent merkezlerinde kitle hareketlerini artırmış, yaygınlaştırmıştır.

2. Kentleşme. Sanayileşmenin dikkat çeken en önemli sonuçlarından biri eski çağlara göre kentleşmenin çok hızlanmış olmasıdır. Avrupa’da yeni kurulan büyük sanayi tesisleri kırsal kesimdeki nüfusu bu tesislerin bulunduğu kent merkezlerine çekmiştir. Böylece hızlı bir biçimde büyük kentler oluşmuştur. Kentler kırsal yerleşim yerlerine nazaran sosyal iletişimi, etkileşimi, sosyal farklılaşmayı, hareketliliği artırır, hızlandırır. Bir mekândaki nüfus yoğunluğu, yani “çokluk” insan ilişkilerinde hem bireyselleşmeyi hem de insanların kendilerini daha rahat ifade etmelerini kolaylaştırır. Kent ortamında anonim, resmi, rasyonel ilişkiler öne çıktığı için insanlar daha özgür ve otonom davranabilirler. Eşitlik, özgürlük gibi kavramlar, sosyal görüş ve felsefeler, yaratıcı düşünceler daha kolay gelişir, yayılır. Dolayısıyla kültürel yayılma hızlıdır. Kentlerde sosyal kontrol zayıftır, geleneksel baskı ve kontrol mekanizmaları oldukça gevşemiştir. Sonuç olarak tüm bu özellikler kentleri kitle hareketlerine daha elverişli mekânlar hâline getirir. Onun için çağımızda kentler büyüdükçe buralarda her türden toplu gösteriler, protestolar sıkça cereyan eder, aşırı da olsa tepkisel davranışlar kolayca sergilenebilir. Kentler bu bakımlardan tüm kitle hareketlerine en uygun zemini oluşturmaktadırlar.

3. Demokratikleşme. Demokrasi de, gerek bireyselleşmeyi ileri derecede geliştirdiği, gerekse tüm insan hak ve özgürlüklerinin kullanılmasına izin verdiği için her türlü sosyal hareketlerin gerçekleştirilmesine imkân vermektedir. Kitle hareketleri için düşünme, düşündüğünü ifade etme, toplanma, gösteri yapma gibi eylemler büyük önem taşır. Bu tip bireysel ve toplumsal davranışlar en gelişmiş hâliyle demokratik yönetimlerin egemen olduğu ülkelerde gerçekleşebilmektedir. Onun için dünyada demokrasinin 19. yüzyıldan itibaren yaygınlaşması, gelişmesi, demokratik tavırların bireylerde içselleştirilmesi gene kitle hareketlerine müsait bir sosyal ve siyasal ortam yaratmış olmaktadır.

4. İletişim-Bilişim Devrimi. 20. yüzyılın ikinci yarısında gelişmiş-sanayileşmiş ülkelerde gerçekleşen İletişim-Bilişim Devrimi insan ilişkilerinde büyük ve köklü bir değişiklik yaratmıştır (Yaka, 2011: 129). Bilgisayarın bulunup sosyal, kültürel ve ekonomik hayata girmesi, ardından buna internet teknolojisinin eklenmesiyle bireyler, gruplar ve toplumlar arası iletişimi önceki dönemlere nazaran büyük oranda artırıp, hızlandırmıştır. Böylece insanlar arasında düşünce, duygu, bilgi, görgü, alışverişi kolaylaşıp yoğunlaşmıştır. Burada normal-geleneksel medya ile sosyal-sanal medyanın çok önemli rolü bulunmaktadır. Bu araçlar, yöntem ve teknikler insanları birbirine yaklaştırmış, herkesin herkesten ve her olaydan haberdar olmasını sağlamıştır. Böylece sadece ulusal düzeyde değil, uluslararası düzeyde de değişik amaçlı kitlesel eylemlerin önü açılmış, yakın dönemde bu oluşumların somut örnekleri de görülmeye başlanmıştır.

Bu nedenlerin dışında gerek geçmişte gerekse çağımızda gözlenen kitlesel eylemlerin arkasında bazen değişik iç ve dış kaynaklardan beslenen kışkırtmalar, örgüt işi olan ve art niyetli siyasi komplolar, psikolojik harekât gereği yapılan (yaptırılan) gösteriler, senaryo gereği oynanan oyunlar da bulunabilir. Tarihte ve günümüzde bunların örnekleri de görülmüştür. Ancak kaynağı, sebebi ister gerçek olsun, ister yapay olsun sonuç olarak gerçekleşen her kitle hareketi toplumsal yapıda bir iz bırakır ve mevcut düzeni zorlar, az veya çok bir dizi değişikliğe yol açar.

Öyle anlaşıyor ki bazı sosyal durumlar, yapılar, ortamlar kitle hareketlerinin oluşmasını âdeta kolaylaştırmaktadır. Belirli toplumsal şartlar bu hareketlere elverişli bir psikososyal zemin hazırlamaktadır. Örneğin Hoffer’e göre bir toplulukta beraberlik duyguları zayıflayınca, ortam, bir kitle hareketinin doğması ve bunun sonucu olarak da daha kuvvetli yeni bir kapalı birliğin kurulması için elverişli duruma gelir. Buna karşılık birlik ve beraberlik bağlarının güçlü olduğu yerlerde kitle hareketlerinin gelişmesi zordur. Kısaca cemaat duygusunun güçlülüğü kitle hareketlerine karşı en güçlü silahtır (Özkök, 1985: 76).

Kitlelerin Toplumsal Etkileri
Yukarıda kitlelerin hem yapıcı hem de yıkıcı bir rol oynayabileceğini belirttik. Gerçekten bunların olumlu ve olumsuz sonuçlar yarattıkları gözlenmektedir. Gerçi her yıkılışın diyalektik açıdan yeni bir yaratıcılığa, yapılanmaya yol açtığını da söylemek mümkündür. Ancak değerlendirmeyi doğal olarak söz konusu zaman dilimindeki somut gelişmeleri dikkate alarak yapmak zorunluluğu da vardır. İşin felsefi boyutunu şimdilik bir kenara koyuyoruz. Yığın hareketlerini başlangıçta tümden faydalı veya tümden zararlı diye sınıflandırıp niteleyemeyiz. Önce sosyolojik bir gerçek olarak, toplumlarda da yer kabuğundaki fay tabakaları gibi sosyal fay tabakalarının bulunduğunu vurgulamak gerekir. Sosyal yapı içinde sınıflaşma ve tabakalaşmayı içeren “sosyal farklılaşma” süreci, sosyal gruplar, kesimler arasında uçurum yani gelir, tüketim, statü, saygınlık gibi konularda büyük düzey faklılıkları yaratıyorsa çelişkiler keskinleşiyor demektir. Bu durum kitle hareketlerinin habercisi sayılmalıdır. Yerin altındaki hareketlilik, kırılmalar nasıl bir enerji birikimi yaratıyor ve bu enerji deprem biçiminde kendini gösteriyor ve boşalıyorsa, benzer biçimde, tabakalar, sınıflar arasında biriken enerji, gerilim de kitle hareketleri ile kendini gösterir, toplumsal yaşama yansımış olur. Toplumlardaki her türlü gerilimler kitle hareketleri ile açığa çıkmış ve yöneticileri âdeta uyarmış olmaktadır. Bu bakımdan, deyim yerindeyse, toplumdaki oluşumlar açısından kitle hareketlerini bir “işaret fişeği” olarak algılamak gerekir. Kitlesel eylemler duruma, şartlara göre bazen neden, bazen de bir sonuç olarak gözükür. Tarihi süreç içinde bu tür hareketler yeni ve büyük değişimlerin, dönüşümlerin, dalgalanmaların habercisi olabilir, ayrıca yukarıda da belirtildiği gibi toplumda atılan yanlış adımların, haksızlıkların sonucu olarak da ortaya çıkabilirler. Bu nedenlerle kitle hareketlerine doğrudan doğruya ideolojik, önyargılarla değil, rasyonel olarak, pragmatik ve işlevsel bir mantıkla yaklaşmak gerekir.

Kitlelerin toplumsal etkilerinin olumlu-olumsuz, yararlı-zararlı biçiminde kategorilendirilmesi aslında bakış açısına dolayısıyla bu nitelemeyi yapan sosyal tabakanın, sınıfın, kesimin durumuna, çıkarlarına göre değişmektedir. Yani bu hareketlere nereden bakıldığı ve kimlerin baktığı önemlidir. Kitlelerin, ister olumlu isterse olumsuz kabul edilsin toplumdaki sosyal akışta mutlaka ciddi etkileri söz konusudur. Bu nedenle yığınların sosyal etkileri en çok sosyal değişme sürecinde dikkati çekmektedir. Kitle hareketleri, sosyal değişme olgusu açısından ele alınırsa bunlar, değişmeyi hızlandırıcı bir rol oynamakta, değişmede âdeta bir katalizör görevi görmektedirler. Ancak burada değişmenin yönü, sonuçları değer yargıları açısından pozitif veya negatif olabilir. Başka bir ifadeyle yoğun kitlesel eylemler bazen bir dönemin kapanmasına, bir sosyal çözülmeye, bazen de yeni bir aşamanın başlamasına, toplumun lehine olan gelişmelere yol açabilirler. Ama kesin olan bir şey var ki kitle hareketleri her zaman statükoyu sarsan, onu evrimleştiren bir işlev görmüşlerdir. En büyük etkileri siyasal sistemler, rejimler alanında görülmektedir. Bu tip sosyal eylemler öncellikle siyasal yapıları zorlamakta, onlar üzerinde bir psikososyal baskı kurmaktadırlar. Ama bu hareketlerde rasyonelliğin olmamasından dolayı, kurunun yanında yaşın da yanması misali, istenmeyen olumsuzluklar, haksızlıklar da daima görülebilmektedir. Bunların önlenmesi de oldukça zordur, hatta imkânsızdır. Bütün sorun ilgili kişi ve kurumların, örgütlerin hemen başlangıçta olayı ciddiye almaları ve sorunun çözümü yönünde gerekli önlemleri hızla devreye sokabilmeleridir. Ancak bu şekilde gerilim düşürülebilir, kapsamlı sosyal çatışmalar önlenebilir. Dünyada ulusal ve evrensel düzeyde büyük sosyal değişmeler, halk hareketleri her zaman yoğun kitle hareketleri ile paralel bir seyir içinde olmuştur. Savaşlar, büyük devrim ve ihtilaller mutlaka kitlesel eylemleri içermekte onları teşvik ve var etmektedir. Örneğin insanlık tarihinde çok bilinen 1789 Fransız Devrimi’nde, 1917 Rus Devrimi’nde (Marksist-sosyalist bir devrim), bu kapsamlı sosyal hareketlerin her aşamasında kitle hareketleri çok etkili ve belirleyici rol oynamışlardır. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı öncesinde gelişmiş propaganda tekniklerinin de kullanıldığı, ideolojik ve siyasal içerikli Nazi ve Faşist kitle hareketleri 20. yüzyılda sergilenen önemli örnekler olarak gösterilebilir.

Bizim tarihimizde de farklı sonuçlar üretmiş olan onlarca hatta yüzlerce kitle eylemleri olmuştur. Bunların çoğu siyasi ve ekonomik amaçlıdır. Bir kısmında araç olarak halkın cehaleti kullanılmış, kitleler liderlerin belirlediği hedefler doğrultusunda yönlendirilmişlerdir. Böylesi eylemlerde hareket doğru gerekçelerle yola çıkarılsa da bilgisizlik, bilinçsizlikle beraber kışkırtmalar da devreye sokulunca beklenmeyen acı sonuçlar da ortaya çıkabilmektedir. Onun için Goethe “Dünyada en dehşet verici şey, eyleme geçmiş cehalettir” demiştir. Kitle hareketlerinin çoğunda harekete katılan topluluğun bu özelliği hep ustaca kullanılmıştır. Gene Türkiye’ye dönersek, örneğin 17. yüzyıldaki Celali isyanları, çeşitli tarihlerde yapılan reformlara karşı (kışkırtma biçiminde de olsa) düzenlenen kitlesel protestolar, gösteriler çoğu zaman siyasal, yasal ve idari değişikliklerin gerekçelerini oluşturmuşlar, kitlenin isteği doğrultusunda bir dizi siyasi, sosyal ve idari kararların alınmasını sağlamışlardır. İstanbul’da sarayın kapısına dayanan yeniçeriler, bazen medrese öğrencilerini de yanlarına alarak birçok padişahın kanlı bir biçimde tahttan indirilmesini, öldürülmesini onlarca sadrazamın da kan dökülerek görevden alınmasını gerçekleştirmişlerdir. III. Ahmet’in padişahlığı döneminde 1730’da yaşanan Patrona Halil isyanı, liderinin niteliği, olayın başlaması, seyri ve yarattığı yıkım, siyasi değişiklikler dikkate alındığı zaman, kitle hareketleri içinde tipik bir örnek teşkil eder. Benzer bir olay olarak 1807 yılında III. Selim zamanında cereyan eden Kabakçı Mustafa olayı da siyasi içerikli olan ve çok da kan dökülen bir kitle hareketi manzarası göstermektedir. Ayrıca 13 Nisan 1909’da (Rumi tarihe göre 31 Mart 1325) çıkarılan ayaklanma da birçok bakımdan önemli bir kitle hareketi özelliği taşımaktadır.

Gene Türkiye’de yakın dönemde 6-7 Eylül 1955 olayları, 27 Mayıs 1960, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 (buna, sanki biraz şirin gösterme amacı taşıyormuşçasına, ne hikmetse “postmodern darbe” denmiştir) askeri darbeleri ve müdahaleleri öncesinde planlı veya plansız yürütülen kitle hareketleri önemli rol oynamışlardır. Yaşanmış somut örnekler olması bakımından söylersek; Yunanistan’la Türkiye arasında Kıbrıs sorununun çok hararetli biçimde tartışıldığı, karşılıklı toplumsal tepkilerin kızıştığı bir ortamda 1956 yılında ben Urla Orta Okulu’nda öğrenci iken otobüslere bindirilerek İzmir- Konak meydanına getirilip orada Kıbrıs Rumlarının lideri (aynı zamanda başpiskopos) ve Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanı olan Makarios için, “Kahrolsun Makarios”diye yumruklarımızı havaya kaldırarak bağırdığımızı hatırlıyorum. Gene 1967 yılında İstanbul Üniversitesi öğrencileri olarak İstanbul’u ziyarete gelip Boğaz’a demirlemiş olan Amerikan 6. Filosunun askerleri Kabataş İskelesi’nden karaya çıkarlarken, onlara karşı İstanbul’u terk etmeleri yönünde sert bir protestoda bulunmuş ve askerleri denize atmaya çalıştığımızı da hatırlıyorum. O gün ve daha sonra Türkiye’de Amerika’ya karşı yapılan protestoların Türk-Amerikan ilişkilerinde ne kadar etkili olduğu konusu doğrusu düşünmeye, araştırılmaya değer bir konu.

Bilgi Toplumu ve Kitle Hareketleri
İletişim ve Bilişim Devrimi sosyolojik bir sonuç olarak “Bilgi Toplumu” denilen yeni bir toplum tipinin meydana gelmesine yol açmıştır. Günümüzde modernleşmesini tamamlamış, ileri derecede gelişmiş “İletişim Devrimi”ni yaşamış toplumları anlatmak için “Bilgi Toplumu” terimi kullanılmaktadır. Bilgi toplumunun en temel özelliği üretilen bilgilerin bir “meta” gibi ulusal ve evrensel ekonomilerde ekonomik bir değer olarak değişim ve dağıtıma konu olmasıdır. Bilgi toplumu 1955 yılından itibaren başta ABD olmak üzere ileri ülkelerde bilgisayarların ekonomik ve sosyal yaşama girmesi ile başlayan bir toplum aşamasıdır. Bu teknolojik devrim kısa süre içinde tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri hızla etkilemeye başlamıştır. İletişim ve Bilişim Devrimi toplumlarda normal bir sosyolojik süreç içinde bir dizi ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel değişmelere yol açmıştır. İletişimin nicelik ve nitelik bakımından çok artması, gelişmesi, kapsam açısından tüm dünyayı etkilemesi sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda önemli değişmeler yaratmıştır. İşte bu gelişmeler ilgili toplumlarda kitle hareketlerini de her yönden etkilemiş, artırmıştır. Bu tip toplumlarda ilgili değişmelerin önemlileri şöyle sıralanabilir: İnsan hak ve özgürlüklerinin sınırları genişlemiş, bireysellik artmış, diyalog, uzlaşma gibi demokratik davranışlar öne çıkmış, katılımcı demokrasi yerleşmeye başlamış, duygu, düşünce ve tutumlarda çeşitlilik, farklılık artmış ve bunlara empati ve hoşgörü ile yaklaşılmış dolayısıyla çok kültürlülük, davranışlarda çok renklilik gündeme gelmiş, sivil topluluklar, örgütlenmeler ve sivil inisiyatif büyük aktivite kazanmış, düşünsel alanda katı, otoriter anlayışlar yerini geniş bir izafiyete bırakmış, feminist hareketler hızlanmıştır. Postmodern toplum olarak bilgi toplumunda marjinal nitelikli kitle hareketlerinin yanında toplumsal açıdan en uçuk eylemlere bile izin verilmektedir.

Sonuç olarak tüm bu yeni faktörler, değişmeler kendiliğinden bütün toplumlarda her türlü kitle hareketlerini artırmış, bu eylemlerin gerçekleşmesini kolaylaştırmıştır. Örneğin 2011 yılında Ortadoğu’da Arap ülkelerinde sırayla gözlenen ve gerçekleşen demokratikleşme adımları (Arap Baharı adı ile anılmaktadır), otuz kırk yıllık diktatörlüklerin devrilmesi daha çok İletişim Devrimi’nin sağladığı imkânlarla olmuş ve bu siyasal reformlarda birinci derecede kitle hareketleri rol oynamıştır. Tunus’ta başlayan bu kitle hareketleri diğer Arap halklarında da bir rezonans etkisi yaratarak birçok Arap ülkesinde yerleşik siyasal sistemleri derinden etkilemiş durumdadır. Görünen o ki bu toplumlarda, söz konusu yoğun kitle hareketlerinin zorlamasıyla eski yönetim modelleri, alışkanlıkları ve uygulamaları en azından yavaş da olsa ileriye, demokrasiye doğru evrimleşecektir.


Kaynaklar
Canetti, E., Masse et Puissance, Gallimard, Paris, 1981.
Gilson, E., La Société de Masse et sa Culture, Vrin, 1967.
Le Bon, G., Kitleler Psikolojisi, Çeviren, Selâhattin Demirkan, Bedir Yayınevi, İstanbul, 1969.
Özkök, E., İletişim Kuramları Açısından, Kitlelerin Çözülüşü, Tan Yayınları, Ankara , 1985.
Tan, M., Toplumbilime Giriş, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları, Ankara, 1981.
Yaka, A., Sosyal Değişme-Türk Modernleşmesi, Gündoğan Yayınları, İstanbul, 2011.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile