Demokrasi ve Devrimci Tutum

Demokrasi Nedir?
Bu makalede demokrasi ile devrimci tutum arasındaki ilişkiyi Touraine’in bu konu ile ilgili özlü bir ifadesinden yola çıkarak açıklamak istiyoruz. Ancak önce kısaca demokrasi kavramına ve bu kavramın daha çok da kültürel-değerler boyutuna değinmek faydalı olur diye düşünüyoruz. Demokrasi topluma ait tüm hak ve güçleri halkın kullandığı, yurttaşların oy verme yolu ile kendi çıkarlarına hizmet edecek bir hükümet kurma şekline sahip oldukları, herkesin medeni (sivil), siyasi ve ekonomik özgürlüklerinin güvenlik altında bulunduğu bir siyasi rejimdir (Aron, 1978: 376). Temel hak ve özgürlüklerin en geniş anlamda kullanıldığı aynı zamanda bireylerin geniş sorumluluklar yüklendiği bir siyasal sistemdir. Demokrasi genel anlamda ve sosyal, kültürel boyutu bakımından ele alındığında onun aynı zamanda bir dünya görüşü, bir yaşam biçimi olarak da tanımlanması mümkündür. Sanayi Devrimi’nden bu yana demokrasi 19. ve 20. yüzyıllarda dünyada herkesin ve her toplumun gerçekleştirmek istediği kusurları en az olan ve mevcut yönetim sistemleri içinde insanı, toplumları en çok mutlu eden siyasal sistem olarak algılanmaktadır. İnsanlık-uygarlık tarihi bakımından ele alındığında onun uzun bir sosyoekonomik ve sosyokültürel gelişme sonunda gerçeklik kazandığını söyleyebiliriz. İnsanoğlunun nice sosyal ve siyasal tecrübeleri sonucunda olgunlaştırılmış bir kültür ve uygarlık olgusudur. Demokrasi artık karşı konulamayan bir yönetim sistemi hâline gelmiştir. Bu noktada evrensel bir uzlaşma vardır denilebilir.

Demokrasinin Koşulları
Demokrasinin varlığı ve yaşaması bazı koşulları gerekli kılmaktadır. Demokrasi her sosyoekonomik ve sosyokültürel ortamda uygulanabilecek bir siyasal ve sosyal sistem değildir. Bu koşullar ikiye ayrılabilir: Birincisi maddi, nesnel koşullardan oluşur. Demokrasinin maddi alt yapısını oluşturan tarihsel, ekonomik, sosyal ve siyasal unsurları içeren bu koşulları daha ayrıntılı olarak şöyle sıralayabiliriz: Sanayileşme, kentleşme, okuryazarlığın ve her düzeyde okullaşmanın yüksek olması, kişi başına düşen milli gelirin yüksek oluşu, bilim ve teknolojinin ileri düzeyde olması, güçlü bir orta sınıfın bulunması gibi koşullar. Gene bu çerçevede olmak üzere temel insan hak ve özgürlüklerinin, eşitliğin, katılımın en geniş anlamda gerçekleşmiş olmasını ve özgür seçimler yolu ile iktidarın belirlenmesini, sosyal ve siyasal örgütlenmeyi de vurgulamak gerekir. İkincisini de öznel koşullar oluşturur ki bunlar daha çok bireysel, psikososyal ve kültürel unsurları içermektedir. Bu yönü ile demokrasi insana,  topluma bir bakış tarzını, bir yaşam felsefesini ifade eder. Bu noktada demokrasi bir kültür sorunu, bir “değerler” ve “tutumlar” bütünü olarak karşımıza çıkar.

Huntington, siyasal kültürle demokratik sistem arasındaki ilişkiyi şöyle özetlemektedir. Bazı toplumlardaki değer ve tutumlar başka toplumlara göre demokrasiye daha elverişli olabilir. Örneğin hiyerarşik ilişkilere ve otoriteye karşı aşırı bağlılığa fazla değer veren bir siyasal kültür herhâlde demokrasi için pek bereketli bir toprak oluşturmaz. Aynı şekilde toplum üyeleri arasında karşılıklı güven duygusunun güçlü olduğu bir kültür, kişilerarası ilişkilerde şüpheciliğin, husumetin ve güvensizliğin genellikle hâkim olduğu bir kültüre oranla, demokrasi için daha elverişlidir (Özbudun, 1989: 1).

Demokrasinin Kültürel Temelleri
Demokratik kültürde insan ilişkilerinde ve sosyal yaşamda işbirliği, rekabet, tolerans, diyalog, tartışma, empati ve uzlaşma ön planda gelmektedir. Çünkü bireylerarası ilişkilerde hoşgörü ve empati egemen olmadan, insana saygı, adalet, eşitlik ve özgürlük düşünceleri gelişip yerleşemez, “demokrat insan”, “özgür yurttaş” yaratılamaz. Demokrasi siyasal otorite, karar verme ve kamu düzeni açısından insana öncelikle iyimser bir bakışı, güven duymayı gerektirir. Dolayısıyla demokrasi kültürünün yerleşmesi diyalog, müzakere, açıklık ve uzlaşma türü ilişkiler içeren bir kültürün egemen olmasına bağlıdır. Bu kültür ortamında insan ilişkileri rasyonel, dengeli, ılımlı, esnek olma gibi özellikler taşır. Tekçi (monist) değil çokçu (plüralist) bir anlayış “tek yol”cu çözümler yerine alternatifli, çeşitliliğe, çok renkliliğe yer veren bir zihniyet egemen olur.

Toplumda çoğunlukla birbirimize bağımlı ilişkiler içinde yaşarız. İnsan ilişkilerinin özünde karşılıklı istemler, sosyal alışveriş yatar. Değişik istekler uyuşmazlık yaratır. Uyuşmazlık da tarafların çıkarlarını farklı algılamasından doğrar. Bu uyuşmazlığı çözmek için kullanılan yöntemler müzakere, arabuluculuk, hakem tayini veya şiddet kullanımıdır. Uyuşmazlıkları çözmede uzlaşma süreci farklılıkları gidermek için iki veya daha fazla tarafın barışçı yollar kullanarak ortak bir noktaya varma istemidir. Burada bireylerin hem etkilenmeleri hem de başkalarını etkilemeleri söz konusudur. Kararlar böylece oluşur. Bu süreç bireylerarasında güven, işbirliği ilişkilerini geliştirir, karşılıklı saygıyı yaratır. Demokratik işleyiş için işbirliğine, uzlaşmaya yatkınlık, grupça karar verme ve verilen kararlara da uyma yeteneği ve alışkanlığının olması gerekir. Kararlara gönüllü katılım yetmez, varılan kararlara da tam olarak uymak zorunludur. Aksi hâlde bu rejim ciddiyetsizliği, anomiyi, kaosu doğurur. Rostow’un ifadesiyle otokratik rejimlerde “tebaa kültürü” demokratik toplumlarda ise “katılım kültürü” söz konusudur (Gürkaynak, 1989: 58-61). Demokrasinin bu kültürel kaynakları maddi alt yapısı kadar önemlidir. Bu yönü ile demokrasi bir siyasal sorun olmaktan çok bir kültür konusu ve sorunudur. Dünyadaki örnekler göstermektedir ki çatışma kültürünün çok derinden hissedildiği köklü bir gelenek hâline geldiği ülkelerde ekonomik şartlar yerine gelse bile, demokrasi çok zor uygulanabilmektedir.

Anlaşılmaktadır ki demokrasi belirli bir kültür ortamında filizlenip gelişmektedir. Dolayısıyla bu kültür de belli değerlere dayanır. Mayo, yukarıda bazılarına bizim de değindiğimiz, değerleri altı maddede özetlemektedir (Mayo, 1964: 186).

1. Değer: Sorunların, tartışmaların gönüllü olarak barışçı yollarla çözümlenmesidir. Bu sosyal sorunları, uyuşmazlıkları çözmede kesin olarak şiddeti, zoru dışlamak, sonuna kadar diyalogu kullanmak ve uzlaşma aramayı gerektirir.
2. Değer: Bu, mikro ve makro düzeyde olmak üzere, sosyal değişmenin mutlaka barışçı yollarla sağlanmasını, dolayısıyla şiddete de yer veren radikal değişmeleri darbeleri, zora dayalı müdahaleleri, yöntemleri, dışlamayı zorunlu kılar.
3. Değer: Siyaset Kurumu açısından yönetenlerin meşru bir düzen içinde değiştirilebilmesidir. Yönetimin zorlamaya gerek kalmadan, barışçı ve meşru yollarla özgür seçimlerle yenilenebilmesidir.
4. Değer: Siyasal yaşamın yanında sosyal yaşamda da zorlamanın en aza indirilmiş olmasıdır. İyi, doğru olduğuna inanılsa bile insanları istemedikleri bir şeye zorlamak antidemokratik bir uygulamadır. Kongar’ın ifadesi ile demokrasi özellikle iktidar mücadelesinde şiddeti yok etmek için kurulmuş bir mekanizmadır (Kongar, 1981: 13).
5. Değer: Düşünce farklılıkları ve tartışmalarıdır. Her türlü farklılığın kabulü şarttır. Gerçek bu farklılıklardan hareketle, bir düşünsel sentezle bulunacaktır. Namık Kemal’in sözü ile söylersek “Barika-i hakikat, müsademe-i efkârdan doğar.”
6. Değer: Adaletin sağlanmasıdır. Doğaldır ki adaletin olmadığı yerde insan ilişkileri bakımından hem tolerans hem de barışçı yöntemler tehlikede demektir. Toplum adaletten uzaklaştıkça şiddet gündeme gelecektir. Bu değer günümüz demokrasilerinde “hukukun üstünlüğü” prensibi şeklinde formüle edilmiştir.

Şimdi yukarıda özetle belirttiğimiz demokrasi kültürü ve değerleri bağlamında Touraine’in demokrasi ile “devrimci tutum” arasındaki ilişkiyle ilgili tespitine yer vermek istiyoruz. Çünkü bu tespit doğrudan doğruya demokrasi kültürü ve değerleri ile ilgilidir. Başlangıçta bu kavramlara değinmemizin sebebi budur.

Demokrasi ile Devrimci Tutum Arasındaki İlişki
“Devrimci tutum demokrasiye elverişli değildir, çünkü siyasal çözüm ve reformlar doğurabilecek bir toplumsal çatışmayı tanımlayacağına, aşılması mümkün olmayan siyasal çelişkilerin mevcudiyetini ve rakibi devirme ve ortadan kaldırmanın zorunluluğunu öne sürer, bu da toplumsal ve siyasal olarak türdeş bir toplum hülyasını ve toplumsal rakibin bir halk ve vatan haini olarak görülmesi sonucunu doğurur” (Touraine, 1995: 365).

Touraine 20. yüzyılda yaşamış önemli bir Fransız sosyologudur. En çok modernleşmeye ilişkin yaptığı kapsamlı ve ciddi eleştiri ile dikkat çekmiştir. Touraine konu ile ilgili eserinde toplumlardaki sınıfsal ve benzeri çatışmalarla toplumsal bütünleşme ve demokrasi arasındaki ilişkileri tartışırken, “devrimci tutum”u bu bağlamda açıklamıştır. Bu sosyolog, demokrasi için belirli sınırlar içinde cereyan eden çatışmaları (sınıf çatışmaları dâhil) kaçınılmaz, hatta gerekli görmektedir. Ayrıca Touraine sınıf çatışmalarının güçlü olduğu yerlerde (İngiltere gibi) demokrasinin de güçlü olduğunu vurgulamıştır. Ancak ona göre demokrasi sınırlı çatışmalara tahammül edebilir, dolayısıyla o, devrimci tutumun demokrasinin sağlıklı gelişmesi ve işleyişi bakımından sakıncalı olacağını belirtmektedir. Touraine Fransa’da demokrasinin zayıflığını (İngiltere’ye göre) toplumsal aktörlerin, faillerin, gerek iktidarda gerekse muhalefette olsunlar sürekli siyasi amillere bağlı kalmalarına bağlamaktadır.

Burada “devrimci tutum”dan kastedilen ve tartışılan, eleştirilen konu yöntemdir, ifade edilen tutum yöntemi işaret etmektedir. Yani devrim yapmak isteyenlerin savunduğu düşüncelerin niteliğinden çok kullanılan yöntem eleştirilmektedir. Bir devrim (köklü-radikal bir değişme-değiştirme olarak) bilinen ve genel bir ifadeyle söylersek “sol” veya “sağ” nitelikli olabilir. Devrimin getirdiği ilkelerin toplumsal yararı, bunların topluma kazandırmak istedikleri ayrıdır, kullanılan yöntem ayrıdır. Bu ifadede amacı gerçekleştirmek için başvurulan yöntemin demokrasinin yöntemleri ile bağdaşmadığı vurgulanmaktadır. Devrimin savunduğu ilkeler demokrasi içinde halkın oyu ile iktidara taşınabiliyorsa, bunda demokrasi ile bağdaşmayan bir yan bulunamaz. İlkçağ’dan bu yana tüm yönetimlerin (politika) genel amacı Aristoteles’in ifadesi ile “halkın mutluluğu”dur, öyle olmak zorundadır. Sorun bu amaca ulaşmayı sağlayan yöntemdedir. Üstelik başka konularda olduğu gibi bu konuda da yöntem “esas”tan önce gelmektedir. Seçilen yöntem yanlışsa, amaç ne kadar yüce olursa olsun hiçbir zaman gerçekleşemez.

Söz konusu ettiğimiz bu devrimci tutumu Fransız İhtilali ve 19. yüzyıldaki sosyalist düşünceler, hareketler (bu arada Marksizm) öne çıkarmış ve Avrupa dâhil dünyanın birçok ülkesinde bu yüz elli yıllık süre içinde belirtilen siyasal tavır olumlu bir genel ve yaygın davranış biçimi olarak tanımlanıp siyasi mücadelelerde devreye sokulmuştur. “Devrimcilik” bu dönemde âdeta bir moda hâlinde idealleştirilmiş, yüceltilmiş ve özellikle genç kuşaklarda duygusal açıdan büyük bir heyecan yaratarak birçok toplumsal eylemin fitilini ateşlemiştir. O günlerde bu rüzgâra kapılmayan çok az genç olmuştur. Radikal, kapsamlı bir devrimle toplumu, yerleşik düzeni kısa sürede değiştirivermek gerçekten insanı coşturuyor, geleceğe ilişkin umutları besliyor. Geçmişten gelen bütün yanlışlıkların, adaletsizliklerin, tortuların bir çırpıda sökülüp atılması insanlık için yepyeni, temiz bir sayfanın açılması ne kadar güzel bir şey! Buna katılmamak mümkün mü? Bu nedenlerle devrimciliğin büyüsü o dönemde kitleleri derinden etkilemiştir. Touraine’ in ifade ettiği “devrimci tutum” bu ortamda ve bu şekilde oluşmuştur. Söz konusu tutum Fransız pozitivizmiyle de birleşerek “toplum mühendisliği”ni yaratmıştır. Dolayısıyla 19. ve 20. yüzyılları “Devrimler Çağı” olarak adlandırmak da mümkündür. Aynı devri “Savaşlar Çağı” olarak da nitelendirebiliriz. Çünkü dünyanın gördüğü en kapsamlı ve yoğun savaşlar bu çağda yaşanmıştır. Demokrasi tüm ülkelerde yaygınlaşır ve gerçekleştirilebilirse belki bu ölçüde kanlı ve şiddetli savaşlar da önlenebilir. “Demokraside çareler tükenmez” denmesi bu sebepledir. Bir kültür olarak “devrimci tutum” yerine “demokratik tutum”un yerleşmesi onun için önemlidir. Bu yüzyıllar devrimciliğin yanında diyalektik olarak demokrasinin de gelişip yaygınlaştığı yıllardır.

Toplumlardaki değişim genel olarak iki şekilde olmaktadır: 1) İhtilal, devrim gibi keskin, radikal, kesintili dönüşümlerle; 2) Tedrici değişiklerle, reformlarla, bir evrim süreci şeklinde gerçekleşen değişmelerle. Kısaca değişme ya devrimlerle, ya da evrimle olmaktadır. Devrimler sosyal değişme açısından demokratik sürece aykırı olan ve onu engelleyen olgulardır. Çünkü devrimci mücadele toplumda bir çatışma kültürü yaratmakta, demokrasi için şart olan müzakere, diyalog, tolerans, empati ve uzlaşmayı ortadan kaldırmaktadır. Yaratılan çatışma ortamı çoğu zaman şiddeti, karşılıklı hesaplaşmayı gündeme getirmekte,  zamanla oluşan olumlu siyasal ve kültürel birikimleri, kazanımları silip süpürmektedir. Toplumda kısır döngüler meydana gelmekte, anlamsız, mekanik tekrarlar görülmekte ve siyasi mücadele açısından zararları ileride daha net olarak ortaya çıkacak olan gereksiz öfkeler, duygusal tortular, gerilimler yaratılmaktadır. Sonuçta birinin yaptığını diğeri bozmakta, rövanşist bir etki-tepki zinciri oluşmakta, her şey ideolojik ve siyasal bir konu olarak ele alınmaktadır. Siyasal ve kültürel ilişkilerde “Ya biz, ya onlar”,  “ak-kara” ,”ifrat-tefrik” mantığı egemen olmakta, uzlaşma ve müzakere kültürü, sorun çözme becerileri bir türlü gelişememektedir. Toplumda rövanşist bir siyasi mücadele geleneği hâkim olmaktadır. Tüm bunlar da demokratik tavırların, anlayış ve geleneklerin yerleşmesini önlemektedir. Onun için olsa gerek “Devrimler bir alev gibidir, ama onun arkasından elli yıl duman tüter” denmiştir. Yani devrimden sonra toplumun normalleşmesi, biriken tortuların temizlenmesi uzun zaman almaktadır. Devrimler değişim için yapılır ama bu değişim yukarıda da belirtildiği gibi araç olarak “zor"u kullanmaktadır. Hâlbuki demokrasi “zor”un kullanılmadığı bir değişimi gerektirmektedir. Dolayısıyla devrimci tutum sürekli şiddet, düşman dolayısıyla da “mağdur”, “mazlum” üretmektedir. Böyle bir değişme, gelişme yöntemi benimsenince yukarıda belirttiğimiz gibi, çatışmalı bir kültür yaratılmakta ve bu sarmaldan çıkmak çok zor olmaktadır. Touraine’i de etkilemiş olan başka bir Fransız sosyologu Aron da devrim yaşamış toplumlarda, devrimin getirdiği değerlerle geleneksel değerler arasında sert çatışmaların olduğunu ve bu çatışmaların da toplumda kolayca giderilemeyecek derin uçurumlar, gerilimler meydana getirdiğini vurgulamıştır. Burada bütün sorun, gerekçesi ne olursa olsun herhangi bir toplumda devrim olduktan sonra toplumun kısa sürede normalleşememesi ve “devrimci tutum”un bir siyasal yöntem, araç olarak toplumda yerleşmesi ve bunun gelenekleşmesidir.

Bu bağlamda can alıcı, önemli soru şudur: Devrimci tutum toplumda ne zaman ve nasıl, hangi şartlarda oluşmaktadır? Bu, toplumdaki genel kültürel özellikler, eğilimler ve yönetimin halka karşı takındığı tavırlarla ilgilidir. Örneğin İngiltere’de yönetim, 16 ve 17. yüzyıllarda bir takım iç karışıklıklar, çatışmalar yaşansa da, bir monarşi olmasına rağmen 13. yüzyıldan itibaren (1215 Magna Carta beratı) bir siyasal esneklik göstererek (zorlamayla ve istemeyerek de olsa) sonuçta makro düzeyde demokratikleşmenin yoğun ve yaygın bir şiddete başvurulmadan, reformlarla yürütülmesine imkân vermiştir. Fransa’da ise krallık aynı ılımlı, esnek tutumu, öngörüyü gösterememiştir. Devrim öncesinde yönetimle halk, diğer sosyal sınıflar arasındaki uçurum, gerilim çok keskinleşmiştir.  Dolayısıyla bazı toplumsal yapılarda radikal ve kanlı devrimler sosyolojik ve tarihsel bakımdan kaçınılmaz da olmaktadır. Bu sosyal yapılarda devrimler âdeta davet edilmektedir. Sosyolojik açıdan ve uzun dönemli bir perspektiften bakıldığında toplumda değişmelerin evrimci bir süreç içinde gerçekleşmesi, devrimci bir değişmeye göre daima daha sağlıklı sonuçlar yaratmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi buna en iyi örnek İngiltere ve Fransa’daki demokrasinin gelişme tarihidir. İngiltere’de demokrasi evrimci, Fransa’daki ise devrimci bir seyir takip etmiştir. Bundan dolayı da Fransa’da demokratik sistem iki yüz yılda zar zor oturuşmuş ve çok da kanlı, sarsıntılı, krizli olmuştur. İngiltere de ise süreç bu ölçüde kanlı olmamış ve bunlar yaşanmamıştır. Toplumsal değişimi sağlamak için sık sık kan akıtılan bir ülkede de sosyal barışın, bütünleşme ve güvenin sağlanması oldukça zor olsa gerektir. Ne yazık ki Türkiye’de de demokratik sistemin ve siyasal olgunlaşmanın gerçekleşmesinde evrimci bir yol değil, Fransa’dakine benzer bir yol izlenmiş; onun için de sosyal ve siyasal sistemimiz darbelerden, bir uçtan diğer uca gidip gelmekten ve yaz-boz tahtası olmaktan kurtulamamıştır. Bu bakımdan modernleşmemiz de çok sancılı, gel-gitli, travmatik bir seyir izlemiştir. Özellikle siyasi mücadeleler çok sert, kırıcı, vuruşmalı olmuş, sık sık darağaçları kurulmuş, derin acılar yaşanmış, değişimin faturasına ağır bedeller ödenmiştir. Türkiye’de herkesin şikâyet ettiği “iktidar ile muhalefetin kamuoyunun beklediği ve rasyonellik taşıyan bazı ortak ulusal çıkarlarda bile bir türlü birleşememeleri” sorunu söz konusu ettiğimiz kültürün bir ürünüdür. Sanki siyasi mücadelede mecburiyet varmış gibi her zaman ve her dönemde iktidarla muhalefetin vardıkları kararlar akla kara kadar farklı olmaktadır, yani tam bir zıtlık içermektedir. Bu tarz bir iktidar-muhalefet ilişkisi, bir kültür olarak demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilere de yerleşmiştir. Bu kültür evrimci bir siyasi değişmenin toplumda benimsenmesini, uzlaşma kültürünü önlemektedir. Türkiye’de böyle bir siyasi kültür ortamında ve siyasi mücadele içinde, Touraine’in belirttiği gibi, insanlar siyasi rakiplerini kolayca hain olarak nitelemekte ve sonuçta siyasi mücadele rakiple müzakereyi değil, rakibi yok etmeye dönük olarak işletilmektedir. Bu durum halkın nazarında politikanın, insanı kirleten, meşru olmayan işlere bulaştıran ve bu eylemin “değersizleşmesi”ne, politikada “negatif bir ayıklama”ya da yol açmaktadır.


Kaynaklar
Aron, Raymond, Demokrasi ve Totalitarizm, Çeviren Vahdi Hatay, Kültür Bakanlığı Yayını, İstanbul, 1978.
Gürkaynak, Mehmet, Demokrasi Eğitiminde Boyutlar, Sorunlar, Demokrasi İçin Eğitim İçinde, Bildiri, TED Yayınları, Ankara, 1989.
Kongar, Emre, Demokrasi ve Kültür, Hilal Yayınları, İstanbul, 1983.
Mayo, Henry B., Demokratik Teoriye Giriş, Çeviren Emre Kongar,Türk Siyasi İlimler Derneği Yayınları, No: 6, Ankara, 1964.
Özbudun, Ergun, Tarihsel Gelişim İçinde Demokrasi ve Eğitim, Demokrasi İçin Eğitim İçinde, Bildiri, TED Yayınları, Ankara, 1989.
Touraine, Alain, Modernliğin Eleştirisi, Çeviren, Hülya Tufan, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile