Devlet Teorilerle Yönetilmez

Lévi-Strauss, Gurvitch, Aron, Duverger ve Touraine 20. yüzyılda yaşamış önemli Fransız sosyal bilimcileri ve sosyologlarıdır. Bunlardan Duverger’in 1950’lerde yazdığı “Siyasal Partiler” adlı kitabı birçok eseri gibi 1970 yılında Türkçe’ye de tercüme edilmiş ve aynı yıl yayımlanmıştır. Anayasa Profesörü Ergun Özbudun’un yaptığı tercüme oldukça anlaşılır ve düzgün. Duverger bu eserinde siyasi partileri her yönü ile ele alıp analiz ederek,  faşist ve komünist partiler gibi ideolojik bakışı politikalarında esas alan partileri açıklar ve eleştirirken siyaset sosyolojisi açısından çok önemli bir siyasal tespitte bulunmuştur: “Devlet teorilerle yönetilmez” (Duverger, 1974: 369).

 Bu sözün söylendiği zaman diliminde özellikle Avrupa ülkelerinde yönetimde olan siyasi partiler oldukça etkindi ve bu partilerde de politika ideolojik-teorik düşüncelere, ilkelere dayalı olarak yürütülüyordu. Söz konusu dönemde 2. Dünya Savaşı yaşanmış ve arkasından da dünyada yoğun bir soğuk savaş sürecine geçilmişti. Ancak Duverger’in bu sosyolojik tespiti sadece o döneme ilişkin değil, genel bir ilkeyi-kuralı ifade etmekte ve geçerliliğini korumaktadır. Bizim görüşümüze göre bu kural çok partili demokratik sistem ve devlet yönetimi açısından oldukça önemlidir.

Öncelikle vurgulamak gerekir ki felsefe ve bilimde teoriler (kuram) öncelik taşır. Araştırılan, incelenen konulardan ve elde edilen ilk bilgilerden yola çıkılarak sürekli teoriler üretilir. Mümkünse bu teorilerin gerçekliği sınanır. Bu sınamanın sonunda genel-geçer, somut, nesnel sonuçlara ulaşılmışsa bu teoriler “bilimsel yasa”ya dönüşür; bu olmamışsa o bilgiler bir teori olarak kalır. Bilimlerde teori başka, bilimsel yasa başkadır. Politikada, yönetim olgusunda da teorik düşüncelerden genel siyasi doğrultunun tayininde, uzun dönemli plan ve projelerin tespitinde, alınan kararlar ve uygulamalarda yararlanılır, bu tarz düşünsel ilkeler dikkate alınır. Politika hem bir bilim (siyaset bilimi) hem de bir sanat olarak tanımlanabilmektedir. Bu teorik tartışmalara girmeyeceğiz. Siyaseti ister bilim ister bir sanat olarak tanımlayalım, bu insan etkinliği uygulamaya dönük bir eylemdir. Devlet de halkın güvenliği, huzuru ve refahı için oluşturulmuş bir hizmet aygıtıdır. Bunun dışında devletin özel bir amacı, misyonu olamaz. Ancak devlet yönetiminde uygulanan sistemin dayandığı siyasal ve hukuki temellerin analizi yapılabilir, bunların daha işlevsel, yararlı hâle getirilmesi için uygulanabilecek yöntemler tartışılabilir. Devlet yönetiminde tümüyle önceden tasarlanmış, sınırlandırılmış statik bir teori uygulamaya konulur ve bu amaçla yola çıkılırsa devlet bir zulüm aracı hâline dönüşebilir. Devleti belli bir teoriyi yaşama geçirme veya bir toplum mühendisliği aracı olarak görme ve kullanma davranışı tarihsel süreç içinde her toplumda ve her zaman hüsranla sonuçlanmıştır, bu uygulamalar toplumlara acı çektirmiştir. Bunun örnekleri 2. Dünya Savaşı’nda da görülmüştür. Bazı durumlarda devlet bir ulusu inşa aracı olarak kullanılmaktadır. Bu anlamda devlet en üst düzeyde siyasi bir örgütlenmeyi ifade eder. Bu siyasi yapılanmada da hareket noktası halkın ihtiyaçları, güvenliği ve mutluluğu olmak zorundadır.

Politika bir sosyal bilim olarak tarih, sosyoloji, psikoloji, ekonomi ve hukuk gibi bilimlerin uygulamasıdır yani uygulamalı bir bilimdir. Günümüzde devlet “kurumların kurumu” olarak karmaşıklaştıkça, büyüyüp genişledikçe yöneticilerden daha fazla bilgi ve yetenek, vizyon, esneklik istemektedir. Politikacılar yönetim süreci içinde her türlü bilgilerden, teorilerden, yaralanabilirler, yararlanmalıdırlar. Bu bilgi ve teoriler onların düşünce ve görüş ufuklarını genişletir, onların bireyleri, toplumu daha doğru bir biçimde anlamalarını, kavramalarını ve etkin olmalarını sağlar. Fakat siyaset belirli ilkelere dayandırılsa da sadece bir teori içine hapsedilemez. Her teori bir düşünsel kurguyu da ifade eder, bir soyutlamadır. Hâlbuki siyaset böyle bir kurgudan çok daha fazla bilgi ve düşünceyi, eylemi, etkinliği içerir ve gerektirir. Devlet yönetimi tek bir teoriye sığdırılamaz, indirgenemez. Bu bakımdan politikayı teorik düşünceler değil, somut olaylar, imkânlar, şartlar belirlemekte, yönlendirmektedir. Politika ve politikacılar bu şartlardaki değişmelere bağlı olarak çok esnek olmak ve pragmatik davranmak zorundadırlar. Dünyanın her yerinde halklar günlük yaşarlar, gördüklerine inanır, olayları, yöneticileri hayatın somut gerçeklerine göre değerlendirirler. Halk sofrasına koyduğu ekmeğin büyüyüp büyümediğine bakar. Onu uzun dönemli teorik-soyut düşünceler, projeler pek ilgilendirmez. Ayrıca yönetim teorilerinin hepsinde az çok bir toplum mühendisliği izleri görülür. Toplumsal yaşamın dinamik yapısı bu tür mühendisliğe de izin vermez. Politikadaki bu gerçekçiliği, değişkenliği ve değişmez ideallere, ilkelere, aykırılığı çok net biçimde bütün insanlara çekinmeden söyleyen ilk önemli siyaset bilimci, düşünür Machiavelli’dir. Bu yüzden Machiavelli çok da eleştirilmiştir. Aslında insanların hoşuna gitmese de Machiavelli’nin politika ve politikacılar için söyledikleri acı bir gerçeğin ifadesinden başka bir şey değildi. Her teoride bir ölçüde zaman ve şartların dondurulmuş bir ifadesi vardır. Hâlbuki Machiavelli ise zaman ve olaylarla birlikte politikacıların da tutum ve davranışlarını hatta tabiatını değiştirmesi gerektiğini belirtmektedir (Machiavelli,1955: 102). Ona göre devlet yönetiminde hedefler ve araçlar şartların değişmesine bağlı olarak her zaman değişebilir. Tüm bu nedenlerle yukarıda da değindiğimiz gibi, dünyada niteliği ne olursa olsun, çerçevesi çizilmiş, formatlanmış bir teoriye dayanarak devleti yönetmek isteyen partiler, yönetim projeleri başarısızlığa uğramış, sonuç fiyasko olmuştur. Örneğin Rusya’da Sovyetler Birliği’ndeki çöküşün nedenlerinden biri de budur. Böylece Duverger’in 1950’lerdeki bu ifadesi 40 yıl sonra gerçeğe dönüşmüş olmaktadır.


Kaynaklar
Duverger, Maurice, Siyasi Partiler, Çeviren, Ergun Özbudun, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1974.
Machiavelli, Niccolo, Hükümdar, Çeviren, Yusuf Adil Egeli, Yıldız Matbaası, Ankara, 1955.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile