Toplumların Sosyal Yapıları Neden Farklıdır?

Sosyal Yapı Nedir?   
Sosyolojide önemli olmasının yanında teorik düzeyde çok tartışılan ve sosyologlar arasında ortak bir açıklamada da bileşilemeyen kavramlardan bir de  “sosyal yapı” (social structure) kavramıdır. Bazen “sosyal sistem”le aynı anlamda kullanıldığı da olmaktadır. Bazı sosyologlar “yapı” kavramını bazıları ise “sistem”i öne çıkarmaktadırlar. Bu nedenlerle başlangıçta sosyal yapının tanım ve analizinde farklı yaklaşımların olduğunu belirtmek gerekmektedir. 19. yüzyıldan itibaren günümüze kadar Spencer, Marx, Durkheim, Levi-Strauss, Radcliffe-Brown, Gurvitch, Parsons, Bottomore gibi pek çok sosyolog bu kavramı ilgi alanı içine alarak tanımlamış ve çözümlemiştir.

Yapı sözcüğü genel anlamda birtakım unsurların, ilişkilerin düzenlenmiş, biçim kazanmış hâlini dolayısıyla bir bütünleşmeyi, tamamlanmayı ifade eder. Örneğin “Bu apartmanın yapısı (bina olarak) çok sağlamdır” dendiği zaman, binayı fiziksel olarak meydana getiren taş, tuğla, çimento, kum, demir, kereste, boya gibi on ana madde-malzeme varsa, bunların belirli ölçü ve oranlarda bir araya getirilerek, onların ahenkli ve birbirine bağlı bir bütün hâline getirilmesi anlaşılır. Yani yapı kavramında söz konusu unsurların belli bir sistematiğe göre bunların belirli doz ve oranlarda birleşmesi, sentezi söz konusu olmaktadır. Dolayısıyla her yapı ister organik ister inorganik veya fiziksel olsun kendisini meydana getiren unsurlardan farklı yeni bir bütünlüktür.

Bu genel açıklamalardan hareketle “sosyal yapı”nın sosyolojik açıdan, bireyler, kural ve kurumlar, örgütler, değerler vb. dâhil olmak üzere bir toplumu oluşturan tüm unsurların, sosyal ilişkilerin belirli bir düzen içinde birleşmesini ifade ettiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla sosyal yapı toplumda her şeyin temeli olan insan ilişkilerinin, eylemlerinin düzenliliğini, ahenkli (armonik) bir bütünlük oluşturmasını işaret etmektedir. Bu bakımdan her toplum mutlaka bir yapı manzarası göstermektedir.

Sosyal Yapının Unsurları
Belirli bir gelişme aşamasında olan bütün toplumlarda sosyal yapıyı oluşturan unsurlar aşağı yukarı aynıdır. Yani sosyal yapıyı var eden unsurlar kategorik olarak toplumlar arasında pek farklılık göstermez. Ancak bu kavramın dar veya geniş anlamda kullanılmasına göre içerdiği unsurlar bakımından farklılıklar olabilmektedir. Biz burada sosyal yapıyı dar anlamda değil, geniş anlamda, makro düzeyde kullanacağız. Çünkü bu kullanım toplumun bütünselliğini, kapsayıcılığını daha net ifade etmektedir. Sosyal yapıyı sınırlı sosyal ilişki ve rollerden, statülerden ibaret sayamayız. Sosyal yapı kavramı somut olan bütünsel toplumu tüm boyutlarıyla ele alırsa anlamlı olmaktadır. Ayrıca biz bu makalede sosyal yapıyı kültürel yapıyı da içeren bir anlamda kullanmaktayız. Bu kavram geniş açıdan ele alındığında, onu oluşturan unsurları aşağıda altı maddede özetlemeye çalıştık.
    1. Her toplum belirli bir coğrafya, mekân üzerinde yaşadığına göre insan ilişkilerinde, toplumsal yaşayışta dolayısıyla sosyal yapı üzerinde ilk etkili olan faktörler bu coğrafi unsurlardır. Söz konusu mekândaki yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, yüzey şekilleri, iklim, o bölgede denizin varlığı vb. özellikler sosyal kurumlardan sosyal değerlere kadar tüm bunlar sosyal yapının şekillenmesinde rol oynamaktadır. Doğa, coğrafya beslenmeden giyim kuşama kadar insanların yaşam biçimlerini, ilişkilerini etkileyen en somut unsurları oluşturur.
    2. Sosyal yapının ikinci önemli unsuru da yukarıda belirtilen mekândaki insan sayısı yani nüfustur. Toplumun demografik özellikleri (nüfus miktarı, yoğunluğu, bu nüfusun mesleki ve kültürel nitelikleri, nüfus hareketleri vs.) insan ilişkilerinin her boyutunda belirleyici olmaktadır. Örneğin 500 nüfuslu bir köyle 5 milyon nüfuslu bir kent arasındaki yapı farklılığı öncelikle nüfus miktarından kaynaklanır. Çünkü nüfusun artması demek ihtiyaçların, sorunların, sosyal hareketliliğin, farklılaşma ve tabakalaşmanın, çelişkilerin, sınıflaşmanın artması demektir. Dolayısıyla kentlerin özellikle büyük kentlerin sosyal yapıları kırsal yerleşim yerlerine göre çok karmaşık ve dinamiktir, buralarda sosyal ilişkiler, etkileşim oldukça yoğundur.
    3. Teknolojik ve ekonomik olgular, ilişkiler ve kurumlar da sosyal yapının önemli unsurlarıdır. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, ekonomi, üretim aracılığıyla insan ilişkilerini her anlamda ve kapsamlı olarak şekillendirir, zenginleştirir ve belirler. Bir toplumda üretim ve tüketimin artması ekonominin büyümesi, gelişmesi yeni ilişki biçimlerini yeni kurumlaşmaları, örgütlenmeleri yaratır. Tüm bunlar da sosyal yapının hem nicelik hem de nitelikçe değişmesi, evrimleşmesi demektir.
    4. Toplumda teknolojik ve ekonomik ilerlemelere bağlı olarak yeni sosyal tabaka ve sınıfların oluşması, bunlar arasında yeni sosyal ilişkilerin, çatışma ve uzlaşmaların, dengelerin meydana gelmesi sosyal ve kültürel yapıda bir dizi değişmelerin, yeni değer ve kurumlaşmaların oluşması demektir. Onun için ekonomik ve sosyal farklılaşmalar, tabakalaşmalar sosyal yapıyı evrimleştiren çok önemli toplumsal mekanizmalardır.
    5. Her türlü sosyal, kültürel ve siyasal gruplar, örgütlenmeler.  Gene sosyal yapının nicelik ve nitelik olarak şekillenmesinde amacı, işlevi ne olursa olsun tün sosyal grupların, örgütlerin varlığı, bunların birbirleri ile olan ilişkileri, siyasal örgütlenmelerde, yönetim ve hukuk sisteminde değişmeler sosyal yapıyı büyük ölçüde belirleyecek veya değişikliğe uğratacaktır.
    6. Tüm bu ekonomik ve sosyokültürel ilişki biçimlerinin temeli olan sosyal değerler, kurumlar, normlar da sosyal yapının vazgeçilmez unsurları kabul edilir. Her sosyal ve kültürel yapının dayandığı belirli değerler, normlar bulunmaktadır. Sosyal ilişkiler bu sosyal değer ve normlara göre şekillenir ve yürütülür. Her toplum kendi değerlerini kendi yaratır. Kendine özgü değerler yaratmayan toplum olamaz.

Sosyal Yapı Farklılığının Özü
Sosyal yapı farklılığı yukarıda sayılan faktörlerin her birinin bu bireşim içindeki ağırlığına, işlevine bağlıdır. Bu konuda asıl mesele bütüne katılan unsurlar arasındaki ahenk, meydana getirilen kompozisyon ve bu unsurların bütün içindeki dozlarıdır. Bunların her birinin bütün içindeki dozu, ağırlığı değişince sonuçta yapı da değişmektedir. Nasıl bir yemeğe katılan suyun, yağın, baharatın, soğanın, salçanın miktarı, yemeğe konulma zaman değişince yemeğin de görünümü, tadı, bireşimi değişiyorsa sosyal yapıda da aynı durum söz konusudur. Örneğin aile, eğitim, ekonomi, din, politika tüm toplumlarda zorunlu olarak bulunan beş temel sosyal kurumdur. Ancak ikinci, üçüncü derecedeki kurumlar dâhil bütün kurumların ve bunların kaynağını oluşturan sosyal değerlerin sosyal yapı içindeki pozisyonları, ağırlıkları, birbirleri ile olan ilişkileri her toplumda farklı olmaktadır. Sosyal yapı ile en önemli nokta burada düğümlenmektedir. Toplumda sosyoekonomik gelişmeler, kurumlarda, değerlerde, normlarda vs. unsurlardaki her değişme, bunların kendi aralarındaki etkileşimler hemen sosyal yapıya yansır ve orada da değişmeler meydana gelir.

Her toplumda yukarıda bahsettiğimiz değerler, kurumlar ve normlarla ilgili algılar bireylerde farklıdır. Örneğin bir Fransızın zihnindeki “kadın”, “cinsellik”, “bekâret”, “devlet”, “din”, “asker” algısı ile bu kavramların bir Türk vatandaşındaki algısı farklıdır. Kınalar yakılarak davul zurna çalınarak, bir eğlence havasındaki asker uğurlamayı Türkiye dışında başka toplum ve kültürlerde pek göremezsiniz. Her toplumda toplumsal kavram ve değerlere, kurumlara yüklenen anlamlar farklı olabilmektedir. Bu nedenlerle sosyal yapı kültürdeki özgünlüklerle de birleşince toplumlara has bir renk almaktadır. Bütün toplumlarda evlilik, aile kurumları vardır. Ama evliliğin, ailenin kuruluş ve işleyişinde, biçiminde, aile içindeki ilişkilerde, bu grup içindeki bireylerin rol ve statülerinde büyük farklılıklar görülmektedir. Sosyal yapıların sağlamlılığı, devamlılığı yapı unsurlarının bütün içindeki işlevlerini tam olarak yerine getirip getirmediğine, diğer unsurlarla olan ilişki ve uyumuna, tutarlılığına bağlıdır. Her sosyal yapının bir iç tutarlılığı vardır. Bu iç tutarlılık bozulursa sosyal yapıda bir zafiyet meydana gelir.

Bu bakımlardan filan ülkedeki sosyal yapı ile falan ülkedeki sosyal yapının farklı olduğu ifade edilince yukarıda belirtilen özellikler, durumlar anlaşılmalıdır. Fakat gene bir sosyolojik zorunluluk olarak sosyal yapılar da sosyal değişmenin kurallarına, mantığına bağlı olarak zaman içinde sürekli evrimleşir, değişir. Değişmeyen veya değişmeye direnen sosyal yapılar zamanla çürür, yok olur. Nietzsche’nin dediği gibi “Derisini değiştirmeyen yılan ölür.” Ancak sosyal yapılardaki değişmelerin en önemli dinamiği gene kendi içlerinde saklıdır. Dışarıdan, başka toplumlardan etkilenmeler doğal olarak olacaktır; fakat her toplum kendi değişme dinamiğini kendi yaratmak zorundadır. Bu olmadığı takdirde bir dizi yabancılaşmanın, toplumsal tutarsızlıkların,  ikili kültür yapılarının ve kısır döngülerin yaşanması kaçınılmaz olmaktadır. Geri kalmış veya azgelişmiş ülkelerdeki yaşanan sosyal değişme süreçlerinde bu tür sosyal olgular çok görülmektedir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile