Toplumun Bilinçaltı ve Kitle Hareketleri

 

Bireyin ve Toplumun Bilinçaltı 


Bireylerin yaşamında bilinç kadar bilinçaltının da önemli bir yeri vardır. Bilinçaltı, bilince yansıyan ve kişiyi etkileyen olayların kaydedildiği veya sonra kullanılmak üzere gerekli gereksiz, eski ve yeni her şeyin saklandığı, hem bir depo, hem de bir enerji kaynağı olarak tanımlanabilir. Bilinç âdeta bilgisayar gibi her şeyi kaydeder ve kendiliğinden bu depoya aktarır. Uğruna kavgalar edilen düşünceler, özlemler, acı ve tatlı anılar âdeta demlendirilmek üzere bilinçaltına bırakılırlar. Bireyde fazla iz bırakmayan, önemli bir sarsıntı yaratmayan bilgiler, duygular ve yaşantılar zamanla silinebilir, kayıttan düşebilir.

Ancak ciddi duygusal travmalar, kırılmalar yaratan olaylar kalın harflerle ve altı çizilerek bilinçaltına kaydedilir ve bunların oradan silinmesi neredeyse imkânsızdır. Bu tür yaşantıların bilinçaltında kalıcı hâle gelmiş izdüşümleri, derinlere işlemiş kökleri vardır. Bunlar zaman içinde iyice tortulaşır ve kişiyi rahatsız eden duygusal unsurlar, öfkeler hâline gelebilirler. Söz konusu duygusal birikintiler, kişinin günlük yaşamı çok gelgitli ve acılı değilse, hayat normal akışı içinde devam ediyorsa bireyi pek rahatsız etmezler. Uyuyan ve küllenen tortular olarak orada sessizce varlıklarını korurlar. Önemli bireysel ve toplumsal gerilim ve çatışma dönemlerinde ise, değişik nedenlerle bilinçaltının uyandırıldığı zamanlarda söz konusu depoda dura dura iyice irileşmiş, kişiye yük hâline dönüşmüş bu duygusal tortular bilince çıkar ve sonuçta kişiyi olmadık ve istenmeyen davranışlara yöneltir. Kısaca bilinçaltı kişinin en kirli ve mahrem duyguları ile birlikte, arzularının, hatta hayallerinin bulunduğu bir mahzen gibidir.  Yerin altındaki fay tabakalarında, kırıklarında biriken jeolojik-statik enerji gibi bunlar da değişik araçlar ve mekanizmalarla günlük yaşantıya yansıtılınca, bir deprem gibi bireye zarar verir, onun olmadık, umulmadık eylemlere yönelmesine sebep olur. Normal zamanlarda ve günlük davranışlarımız açısından bilinçaltındaki enerjiden yararlanmak, ondan etkilenmek kaçınılmazdır, gereklidir ve olağan bir durumdur. Ancak, bireysel ve toplumsal nitelikli olmak üzere bazı duygu yoğunluğu fazla olan heyecanlı, gerilimli ve çatışmalı ortamlarda bu zihinsel bölgenin harekete geçirilmesi tehlikelidir. Çünkü burada uyur hâlde duran çok büyük ve yoğunlaşmış bir enerji bulunmaktadır.


Bireylerdeki böylesine bir bilinçaltı olgusu toplumlarda da mevcuttur. Toplumsal bilinçaltı üzerinde ilk çalışanlardan birisi Carl Gustav Jung’dur. Jung (1875-1961) bu kavramı “kolektif bilinç” olarak ifade etmiştir. Toplumun bilinçaltı aynı zamanda ilgili toplumun tarihsel geçmişi ve sosyal hafızasını kapsar ve ondan kaynaklanır. Orası sosyal ve kültürel bir havuz, tecrübe olarak toplum için çok önemli bir rehber, düşünce ve eylem kaynağıdır.  Toplumların yaşam serüveninde, tarihinde yaşanan tüm etnik, dinsel, ekonomik ve siyasal çatışmalar, krizler, çöküntüler onların bilinçaltına yerleşmiştir. Bunlar tek tek bireylerin bilinçaltına da yansır orada da kendilerine bir yer bulur ve birey-toplum ilişkilerinde belirli zamanlarda yüzeye çıkarak bir toplumsal çatışmanın, kavganın fitilini ateşleyebilir. Bireylerin bilinçaltı büyük ölçüde toplumsal bilinçaltından beslenir. Yeraltındaki fay hatlarında olduğu gibi toplumların bilinçaltında da yukarıda belirtilen duygusal sosyal travmalar benzer bir enerji üretir. Dolayısıyla bireylerdeki gibi toplumlarda da bu tür enerjinin harekete geçirilmesi çok tehlikeli sonuçlara yol açar. Toplumsal bilinçaltı uzun bir geçmişin, tarihsel olayların sonucunda oluşur. Her toplumun bilinçaltını meydana getiren hatıralar, sosyal ıstıraplar farklılık gösterir. Çünkü her toplum aynı sıkıntıları çekmemiş olabilir.

 

Kitle Hareketleri


Sosyoloji ve sosyal psikolojideki anlamıyla kitle hareketleri denilince önceki paragraflarda bahsettiğimiz kaynaklardan beslenen ve belirli özellikler taşıyan kitlesel eylemler, sosyal olaylar kastedilir.  Çağımızda özellikle demokratik toplumlarda çeşitli amaçlarla sık sık yapılan gösteriler, protestolar, toplantılar, toplu yürüyüşler söz konusudur. Bu kolektif eylemler kaçınılmazdır ve gereklidir de. Bu tür kolektif eylemlerin bir kısmı, nispeten rasyonel, hukuki bir organizasyona, temele dayanır. Bunların amaçları, sınırları, zamanı, süresi, eylem sırasında yapılacaklar, katılanlar vb. hususlar önceden belirlenmiştir. Toplu yürüyüş ve gösteri sırasında belirlenen kurallara uyulur, bunlara aykırı olan davranışlara izin verilmez. Sonuçta derli toplu, hukuka da uygun düşen ve düzenli bir toplu gösteri yapılmış olur. Burada, katılanların belirli bir homojenliği vardır ve grubun da belli bir bilgi ve bilinç düzeyinde bulunduğu söylenebilir. Katılanlar birtakım anlamlı ve rasyonel, somut talepleri, düşünceleri dile getirmek için bir araya gelmişlerdir. Çağdaş toplumlarda bu tarz ve nitelikte her gün sayısız denecek kadar çok toplu gösteriler yapılmaktadır. Sendika ve meslek kuruluşlarının toplumsal ve mesleki dileklerini yansıtan, ayrıca ekonomik, kültürel, dinsel, siyasal nitelikli farklı kuruluşların organize edip gerçekleştirdikleri meydan mitingleri, yürüyüşler, kapalı salon toplantıları bu tür toplu hareketlere örnek gösterilebilir. Dolayısıyla belirtilen nedenlerle bunlarda genel olarak ciddi sosyal sorunlar yaşanmaz ve bu eylemlerden dolayı da toplum bir gerilime girmez. Böylece toplumda ilgili soruna ilişkin bir kamuoyu yaratılır ve söz konusu sorun veya olay hakkında da toplum bilgilendirilmiş olur.


Bizim burada gündeme getirdiğimiz kitle (yığın) hareketleri ise farklı nitelikler taşıyan ve ikinci grubu oluşturan toplumsal eylemlerdir. Bunlarda hem şekil hem de nitelik bakımından önemli farklar vardır. Buradaki “kitle” rasyonel, nispeten homojen, kontrollü, somut bir amaca göre ve bir plan dâhilinde hareket eden gruptan çok farklıdır. Öncelikle bu tür kitlelerde bireylerin ve toplumun bilicinden çok bilinçaltı harekete geçirilmiş durumdadır. Bunların da belirli amaçları, odaklandıkları konular, liderleri vardır; ama burada kitle rasyonel bir tutuma göre değil, çoğu zaman geçmişe dayanan ve derinlerden gelen duygusal birikimlerin, heyecanların, öfkelerin yönlendirmesi, itmesi ile hareket etmektedir. Kitle patolojik hâle gelmiş bir duygu yumağını andırır. Kitleye akıl, sağduyu değil, yoğunlaşmış öfkeler, önyargılar, kinler, kompleksler hâkimdir. Zaten insanlara öfke egemen olunca akıl uçar gidermiş. Bu özellikleri ile kitleler kapakları açılmış barajlara benzerler. Böylesine bir sel artık kontrol edilemez. Bu kör güç her şeyi yakıp yıkabilir, çabuk yön değiştirebilir, dolayısıyla hem yapıcı hem de yıkıcı olabilir. Kitleleri harekete geçiren, eyleme dâvet eden liderler de artık onları dizginleyemezler. Onlar, bayır aşağıya giden ve freni patlamış yüklü bir kamyon gibi rastgele gider ve önüne çıkan her şeyi sürükler, yıkar, ezer.


Toplumsal bilinçaltı kendini en net biçimde yığın hareketlerinde gösterir. Bu eylemlerde toplumsal bilinçaltı somutlaşır, kendini, niteliklerini ifade imkânı bulur. Bireysel bilinçaltı ile toplumsal bilinçaltı kitle eylemlerinde kesişir. Bu iki bilinçaltı birbirini etkiler, kamçılar ve böylece daha büyük bir toplumsal vurucu güç oluşur. Bu hareketlerdeki yıkıcılık biraz da bu örtüşmeden kaynaklanır.
Tekil hâlde iken çok sakin, kontrollü olan bireyler kitle içinde canavarlaşabilir. Bunlar kendilerinden hiç beklenilmeyen davranışları sergileyebilirler. Yapısal değişmelerini tamamlayamamış, sanayileşememiş, bütünleşememiş sonuçta tam olarak çağdaşlaşamamış geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerde ekonomik-sınıfsal, etnik, dinsel, kültürel ve siyasal nitelikli olmak üzere ve tarihsel arka planı bulunan aynı zamanda güncelliğini koruyan birçok gerilim ve çatışma nedeni vardır. Bunlar yukarıda bahsettiğimiz gibi toplumun bilinçaltında psikolojik dinamikler olarak varlıklarını korurlar. İşte siyasi liderler veya kanaat önderleri bireyleri herhangi bir nedenle sokağa çağırır yığınlaştırırsa toplumda çok yaygın şiddet ortamı yaratılmış olur. Bu ortamlarda toplumda duygu ve düşünceleri bastırılmış, çıkarları gözetilmemiş, mağdur edilmiş, mevcut düzene düşman hâline getirilmiş ne kadar marjinal grup varsa bunlar da kitle ile bütünleşirler ve sonuçta bu yığınların tahribatı en yüksek seviyeye çıkmış olur. Başı sonu belli olmayan amacını, işlevini de tam netleştirememiş yığınlar toplumun gelişmesi, dönüşümü açısından genellikle pozitif değil, negatif sonuçlar yaratırlar. Çünkü bunlar kamu düzenini derinden sarsar, tehlikeli ve sonu belirsiz bir kaosa sebep olabilirler.


Niteliklerini belirtmeye çalıştığımız “kitle” hâline gelen kalabalıklar, topluluklar bilincin değil bilinçaltının emrindedirler. Bu tür kitlelerde topluma ve çevreye yönelik olan ve bilinçaltının derinliklerinden süzülüp gelen tüm yıkıcı duygular harekete geçer. Kitle bireyleri âdeta bir cezbe durumuna sokar. Yığınlar toplumların özellikle büyük kriz, gerilim ve çatışma dönemlerinde çok görülürler. Kitleleri en çok politikacılar bir politik amacı gerçekleştirmeye yarayan politik bir araç, birilerini yola getirmekte, korkutmakta kullanılan bir vurucu güç olarak harekete geçirirler. Ancak belirttiğimiz gibi bunlar kısa süre içinde kontrolden çıkarlar ve beklenmeyen olaylara, acılara yol açarlar. Onların en belirgin özelliklerinden biri de şiddete başvurmalarıdır. Şiddetin başladığı yerde ise normal siyasetin kuralları, araçları işlemez hâle gelir ve etki-tepki mekanizması gereği toplumda bir şiddet sarmalı ortaya çıkabilir. Onun için akıllı ve toplum psikolojisinden az çok anlayan politikacılar toplulukları “kitle” hâline getirmek istemezler. Acemi, hırsı aklından çok ötede olan politikacılar bu aracı kullanırlar sonuçta da büyük toplumsal felâketlere yol açmış olurlar. Yapısal değişmelerini tamamlayamamış bazı toplumlarda bu tür siyasal örgütlenmeler ve siyasal partiler kitleleri kullanmayı bir politik yöntem olarak benimsemekte ve uygulamaktadırlar. Fakat belirttiğimiz gibi bu çok tehlikeli ve demokrasiye de aykırı olan bir sosyal, siyasal yöntemdir. Ayrıca totaliterliği bir ana ilke olarak öne çıkaran bazı ideolojiler de (komünizm, faşizm gibi) kitle hareketlerini, şiddeti bir yöntem olarak kullanmışlardır.


Politik sorunlar diyalogla ve siyasetin normal araçları ile çözülmelidir. Toplumum bilinçaltı ile oynamak, sokağı harekete geçirmek çok risklidir. Nasıl bir sonuç meydana geleceği önceden kesinlikle tahmin edilemez, bilinemez. Hareketi başlatanlar bu eylemlerin altında kalırlar. Örneğin son dönemde ülkemizde bir siyasal parti siyasal bir sorun ve çatışmadan dolayı halkı sokağa davet etmiştir. Sokağa inen ve bir “kitle” hâline gelen kalabalıklar amacı aşıp ortalığı savaş alanına çevirince  bu daveti yapanlar kısa süre sonra “Biz sokağa inin, bu sorunu dillendirin dedik ama şiddet uygulayın demedik” ve “Biz bunları kontrol edemiyoruz” türünden açıklamalar yapmaya başlamışlardır.  Mevcut şartlardan dolayı böylesine bir öfke yumağı hâline gelen yığınların liderleri tarafından ne zaman ve nerede kontrol altına alındığı görülmüştür?.. Burada ya gerçekten bir kasıt, plan ya da çok belirgin bir acemilik, bilgisizlik ve öngörüsüzlük vardır. “Kurt dumanlı havayı sever” denir. Gayet tabii Türkiye’de ne kadar sıra dışı illegal örgüt varsa bunların hepsi sokağa dökülmüş ve rasyonel, hukuka uygun olmayan ne kadar eylem türü varsa sergilenmiş ve dehşet verici ölümler, yakıp yıkmalar gerçekleştirilmiştir. Politikada şiddeti geçerli bir araç kabul edenler büyük ölçekli bir kumar oynamış olurlar ve yakıcı sonuçlarına da katlanmak zorunda kalırlar. Demokrasi şiddeti kesin bir biçimde reddetmektedir. Bu anlayış çağımızın çok önemli bir kültür ve uygarlık niteliği, değeri ve gereğidir. Demokratik düzen ve demokrasinin ilkeleri, kuralları böyle bir yaklaşımı gerektirmektedir.  Sonuç olarak şunu da vurgulayalım ki, bu nedenlerle politikacıların tarihle birlikte, sosyoloji ve sosyal psikoloji bilgilerine ihtiyaçları çok fazladır. 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile