Tecessüs ve Tefekkür

Pazartesi, 24 Aralık 2018 17:15 tarihinde yayınlandı.
Aydın Yaka tarafından yazıldı.
Gösterim: 150

Tecessüs Ve Tefekkür Her Şeyin Temelidir

Aristoteles “Bilim merakla başlar” demiş. Sadece bilim mi? Bilim, felsefe, sanat, keşif ve icatlar yani aslında kültür ve uygarlıkla ilgili olan her şey merakla başlar. Burada tecessüsü yoğun bir anlama, kavrama, inceleme merakı olarak kullanıyoruz. Basit veya karmaşık tüm öğrenme, araştırma davranışlarının temelinde merak duygusu vardır. Yüzeysel ve sıradan bir insan davranışı olarak görülse de dedikodunun temelinde bile yoğun bir merak duygusu bulunmaktadır. Hatta merak güdüsü hayvanlarda da, ilkel bir biçimde olmakla birlikte, yaygın olarak gözlenir.

Toplumlarda bütün yeniliklerin, ilerlemelerin motoru insandaki ihtiyaçla birlikte merak etme özelliğidir. Günlük, basit merakın, düşüncenin ötesinde oluşan tecessüs ve tefekkür, artık yeni bir fikrin, nesnenin, aletin, sistemin veya teorinin oluşturulması yolunda ciddi bir yolculuğa çıkmak demektir.  Söz konusu davranış insandan o ölçüde de bir çaba, irade ve tutku ister.
Bu nedenlerle, niteliği ne olursa olsun insanın yeni bir şey üretmesi, tasarlaması demek olan bu iki özelliği her insanda aynı düzeyde bulunmamaktadır. Tabi bu, insandaki zihinsel kapasite ve motivasyonla, bireyin içinde bulunduğu maddi ve ruhsal şartlarla da ilgili bir husustur.

Tecessüs ve tefekkür aynı zamanda bir arayışı, soru sormayı, şüphe ve eleştiriyi ifade eder. Bu unsurlar da yenilenmenin, ilerlemenin ve daha mükemmele ulaşmanın yolunu açarlar.

 

Bu Kavramların Eğitimle İlişkisi

Bizim eğitim sistemimiz ne yazık ki öğrenme ve öğretme davranışlarına yönelmeden önce,  çocuklarda “merak” duygusu uyandırmanın gereğini hiç hesaba katmamaktadır. Bu duygunun ortaya çıkarılması işlenmesi, geliştirilmesi öğrenmeden önce gelir. Merak duygusu uyandırılan çocuk zaten öğrenmeye istekli hâle gelmiş, güdülenmiş demektir. Ancak merak eden çocuklar gözlem ve deney yaparlar. Çoğu zaman merakla ilgi duyma birlikte bulunur, biri diğerini tamamlar. Merak eden aynı zamanda ilgi duyuyordur. İlgi kavramını özel olarak eğitimin-öğrenmenin odağına koyan (Herbart, Claparéde gibi) çok fazla eğitimci pedagog vardır. Hatta pedagoji tarihinde “ilgi”yi öğrenmenin temeline oturtan öğretim sistemleri-metotları geliştirilmiştir; Belçikalı eğitimci Decroly’nin “İlgi Merkezleri Sistemi” gibi.

Her zaman, araştırıcı, üretici, yaratıcı kuşakların yetiştirilmesinden bahsederiz ve bu nitelikleri taşıyan öğrencilerin mevcut sistem içinde yetişmediğini söyler dururuz. Eğitim sisteminin ezbere dayandığını, genellikle hafızaya yüklendiğini ifade ederiz. Peki, nasıl olacak bu? Dolayısıyla merak duygusuna ve öğrencilerin gelişim düzeylerine paralel olarak sistemli, yöntemli, derinliğine düşünme becerilerine öncelik vermek gerekmektedir. Son dönemlerde okullarda uygulanan ölçme-değerlendirme yöntem ve teknikleri de bilimsel ve felsefi düşünmeyi tümden rafa kaldırmış durumdadır. Eğitim ve öğretim insanın en önemli niteliği olan düşünme gücünü geliştirmeyecek de hangi özelliğini ele alacaktır?


Bu bakımdan çoğu makalemizde vurguladığımız gibi, eğitim sisteminde içerik-müfredat değişikliğinden önce yöntem değişikliğine ihtiyaç vardır. Öğrenme ve düşünme tarzı, yöntemi değiştirilmeden eğitim programlarının diğer unsurlarında yapılan yenilikler istenilen olumlu sonuçları vermez ve vermemektedir. Aslında bunlar bilinmeyen şeyler de değildir. Yeniçağ’la birlikte bu düşünceler Batıda oluşan yeni pedagojide çok söylenmiş ve yazılıp çizilmiştir. Ama biz dikkatimizi hep Batı’daki şekli değişikliklere yönelttiğimiz için çağdaşlaşmanın zihinsel, bilimsel ve pedagojik özünü bir türlü kavramamışızdır. Söz konusu yeni değerlerin çevresinde dolanıp durmuş, kendimizi sığ, yüzeysel ve taklide dayalı davranış ve tavırlarla avutmuşuzdur.

Hele artık bu İletişim-Bilişim çağında eğitimde hafızaya “çok bilgi depolama” devri tümden yararsız, hatta zararlı bir pedagojik tercih hâline gelmiştir. Bilgiyi depolayan ve gerektiğinde insanlara sunan bir yığın araç, mekanizma, sistem oluşturulmuştur. Artık, insanın düşünsel niteliklerini, kapasitesini sadece yeni düşünce ve araçların, yöntemlerin yaratılmasında kullanması gerekmektedir.

Bu nedenlerle eğitim sisteminde gerek amaçlarda, öğretim ilkelerinde, gerekse içerikle birlikte  yöntemlerde köklü değişiklikler yapmak zorundayız. Çağdaşlaşmaya yöneldiğimiz günden bu yana arzu ettiğimiz “zihniyet değişikliği” öncelikle eğitim sisteminde bu tarz bir reformla gerçekleşebilir.

Tefekkür, insan olmanın, kültür ve uygarlık ürünlerini üretmenin en temel şartıdır. Doğa, evren sırlarını bize kendiliğinden vermiyor. İnsanoğlu doğanın bu sırlarına bağlı olarak oluşan bilim ve teknolojiyi, kendi merakının, tefekkürünün açtığı kulvar üzerinde yaptığı gözlem ve deneylerle yaratabilmektedir.

 

Bunlar Çağdaş Uygarlığın da Yaratıcı Kavramlarıdır

Literatürde son yüzyıllarda uzun süre Doğu-Batı tartışması yaşanmıştır. Bu tartışma, toplum olarak bizim zihnimizi de çok meşgul etmiştir. Uygarlıklar belirli tarih dönemlerinde çeşitli faktörlere, şartlara bağlı olarak oluşurlar, gelişip yükselirler ve sonra gene değişik nedenlerden dolayı zayıflar etkinliklerini kaybederler. Ancak uygarlıklar birbirlerini etkilerler, öncekilerden yararlanırlar, birbirlerine de dönüşürler.  Dolayısıyla uygarlıklar insanlık tarihi bakımından bir zincirin halkaları gibidirler. 

Tüm uygarlıkların doğuş ve olgunlaşmalarında, başka unsurların yanında bu iki kavramın, olgunun ayrı bir önemi ve etkisi vardır. Yukarıda belirttiğimiz gibi tecessüs bir ön şart olarak hem zihinsel hem de maddi alanda tüm yaratıcılıkları hareket ettirici bir güçtür. Aynı şekilde tefekkür kültür ve uygarlık ürünlerini üreten, şekillendiren en önemli unsurdur.

Dünya tarihinde tefekkürün ilk yeşerdiği, yaygınlaştığı coğrafya ve kültür alanı Doğu’dur. Doğu’daki uygarlıklarda tefekkür hem düşünsel hem de inanç alanında yoğun olarak yaşanmıştır.  Bu tarz tefekkür dünyasının yaydığı ışıklar daha sonraki yüzyıllarda eski Yunan ve İslam düşünürleri vasıtası ile Batı’ya ulaşmıştır.

Dolayısıyla Batı uygarlığı bu bilimsel ve düşünsel nitelikteki tefekkür kavramını esas olarak eski Yunan’dan almıştır. Ortaçağ bir anlamda geçmişteki uygarlıklardan intikal eden bilgi ve düşüncelerin, inançların hatmedildiği, özümlendiği, yoğurulduğu bir çağdır. Bu çağda tüm eski düşünce ve bilgiler, inançlar büyük ve uzun süreli bir mayalanmadan geçmişlerdir. Onun için Ortaçağ boşa harcanmış bir devir de sayılamaz. İşte Batı, bu mayalanmadan sonra yeni bir tefekkür çağına, dönemine girmiş ve bu sürecin ardından çok verimli ve kapsamlı bir keşifler, icatlar çağı başlamıştır. Söz konusu fikri gelişme ve olgunlaşma olmadan bilimsel alanda somut icatlar, ürünler ortaya çıkmamaktadır. Onun için Durkheim de “Tefekkür bilimden önce gelir” demiştir. Bu bakımlardan ifade etmek gerekir ki, son çağdaki modern bilim ve teknolojinin arkasında bu oluşumlar bulunmaktadır.

Bizde ne yazık ki önce medrese bu tefekkür ikliminden uzaklaşmış, ardından tüm insan yetiştirme sistemimiz ve geleneğimiz böylesine bir kültür ortamının dışına düşmüştür. Sonuçta Yeniçağ’ın gözlem, deney gibi yeni yöntemlerini ve şüphe etme, önyargılardan kurtulma, eleştirme gibi bazı zihinsel ilkelerini benimsemediğimiz için Ortaçağ’ın düşünce ve yöntem anlayışından bir türlü kurtulamamışızdır. Dolayısıyla bizim bu modern tefekkür ve bilim kervanına katılmamız çok geç olmuştur. Hatta bu konu hâlen tartışılmaktadır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, İletişim Çağı ile birlikte, yüzeysel bir görselliğe, yani “görmek” yerine sadece “bakma”ya dayalı popüler bir kültürün meydana gelmesi, gene tefekkürü gündemden düşürmektedir. Bu gelişme yeni dönemin önemli bir sorunu olarak gözükmektedir. İnsanlar bu gösterişli, cezbedici, renkli görselliğin gerisindeki sosyoekonomik gerçekleri gözden kaçırmakta, sığ, aldatıcı bir mutluluğun rehavetine kapılmaktadırlar. Bu olgu, geri plandaki birçok siyasi hesabı, ekonomik sömürüyü örtmektedir. Yaratılan popüler kültür çerçevesinde insanları düşünmekten çok oyalamaya dönük sayısız denecek kadar fazla araç ve sosyal, teknolojik mekanizma üretilmiştir. Artık her türlü boş zamanı dolduracak türden oyun ve eğlence aracı icat edilmiş, insanların hizmetine sunulmuştur.