Çağdaş Teknoloji - Konfor ve Mutluluk

İki yüzyıl ara ile yaşanan bilimsel ve teknolojik devrimler (Sanayi Devrimi, İletişim-Bilişim Devrimi) çağdaş uygarlıkta hem nicelik hem de nitelik bakımından geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde büyük ve önemli gelişmeler sağlamıştır. İnsanoğlu açısından varılan sonuç kısaca her alanda kolaylık, rahatlık yani konfordur. Özellikle üretim ve benzeri insan eylemleri, çalışmaları ile ilgili olarak modern teknoloji,  araç ve gereçler bizim işimizi, yaşamımızı ziyadesiyle kolaylaştırmıştır. Teknik buluşlar, yenilikler sanki bedenimize yeni organlar eklemekte ve biz tüm zahmetli bedensel işlerde bu alet ve aygıtları kullanmaktayız.

Bu noktada kritik ve temel soru şudur. Evet, bu teknoloji, sayısız alet ve mekanizmalar, sistemler bize çok büyük konfor sağlamaktadır. Ama bu maddi unsurlar bize aynı oranda mutluluk sağlıyor mu? Psikolog, ruh sağlığı uzmanı, sosyolog ve mutluluk üzerine kafa yoran diğer sosyal bilimcilerin çoğu bu soruya olumsuz cevap vermektedirler. Burada söz konusu sorunla ilgili olarak en temel ve kapsamlı sebep, gerekçe özetle şu cümle ile karşılanmaktadır.

“Modern teknolojik yaşam bedenlerimizi rahatlatmış, bedensel-biyolojik ihtiyaçlarımızı her bakımdan tatmin etmiş, ama ruhlarımızı aynı oranda rahatlatmamış, doyurmamıştır.” Çünkü bu yeni kültür, uygarlık ve sosyal düzen psikososyal yaşamı, insan ilişkilerini çok karmaşıklaştırmış, bu ilişkilerdeki geleneksel, alışılmış normları değiştirmiş, insanı doğaya ve topluma hatta kendisine karşı yabancılaştırmıştır. İnsanlar kentlerdeki nüfus yoğunluğu, kalabalığı içinde yalnız gezen yıldızlara dönmüşlerdir. Sosyal ilişkilerin, iletişimin niceliği artmış, hızlanmış, kolaylaşmış, fakat bu ilişkilerin içi boşalmış, niteliği, düzeyi çok düşmüştür. Bireyler arası ilişkiler de özden yoksun bir biçimde olmak üzere mekanikleşmiştir.

Bu teknolojik ve mekanik sistemlerin insan ve toplum yaşamına adaptasyonu sonucu insanların ruhları yorulmuş, duyguları körelmiştir. Bedensel rahatlık vardır; ama bu kaotik ve hızlı bir hayat temposu aşırı bir ruhsal huzursuzluk, yorgunluk yaratmıştır. Bu ortamda İnsan yaşamı sunileşmiş, duygusal ve beşeri boyut kaybolduğu için şekilden ibaret soğuk bir ilişki biçimi doğmuştur.  İnsan ilişkilerinde samimiyet, muhabbet kaybolmuş, bunların yerine ikiyüzlülük, günlük ve kaba çıkar düşünceleri egemen olmuştur. Artık insanlar yenilik ve ilerleme fetişizmine kapılarak robotvari düşünmekte ve davranmaktadırlar.

Bu ruhsal yoğunluk ve yorgunluktan dolayı büyük bir “uyku sorunu” (rahat veya derin uyuyamama) ortaya çıkmıştır. Uykusuzluk ve endişeli, stresli, kaygılı yaşam tarzı da toplumlarda yaygın bir depresyon dalgası meydana getirmiştir. İnsan ömrü uzamıştır ama yukarıda belirttiğimiz türden ruhsal sorunlar artmıştır. Bu nedenlerle bilimsel ve teknolojik yeniliklerin, buluşların yönünü değiştirmek, dolayısıyla sadece maddi hayata değil, aynı zamanda ruhsal hayatın da sorunlarına odaklanmak gereği vardır. Çünkü bilim ve teknolojinin kendi başına bir amacı yoktur. Temel amaç insanın ve ardından da toplumun mutluluğudur.    

Ayrıca bahsettiğimiz teknolojik bakış tarzı ve getirilen kolaylıklar özde birey odaklıdır. Yani yeni teknolojik ve toplumsal sistemler bireysel mutluluğu esas almaktadır. Ruhsal sorunları yaratan nedenlerden biri de budur. Hâlbuki bireyin mutluluğunu toplumsal mutluluk tamamlamaktadır. Mutluluğun bu iki ayağından biri eksik olunca gerçek ve sürekli bir mutluluktan söz edemeyiz. Bireyin huzuru ve mutluluğu hem fiziksel hem de sosyal çevreden gelen pozitif etki ve uyaranların varlığına bağlıdır ve insan bu çevrelerden de soyutlanamaz. İnsanlar da tüm diğer canlılar gibi onları var eden ve besleyen (niteliği ne olursa olsun) bir çevreye muhtaçtırlar.

Bu bağlamda belirtelim ki aslında insanın köklerinin iki boyutu varadır; Birincisi biyopsişik köklerdir ki bunlar biyolojik ve ruhsal varlığımızı, bir bütün hâlinde bunların gelişimini, anlam ve işlevini anlatır. İkincisi de sosyal kök ve saçaklardır ki bunlar da toplumsal ilişkileri, bağları ifade eder, kapsar. Gayet tabii bu her iki kök ve saçaklar da sonuç olarak doğaya bağlıdır, ona dayanır ve ondan beslenir. O kadar ki insanın bu sosyalliği ile ilgili olarak, Darwin çizgisinde evrim üzerinde çalışan bazı bilim insanları da sosyal bağlar kurarak bunları devam ettirmenin evrimin bir parçası olduğunu söylemeye başlamışlardır.

İşte modern teknoloji insanı öylesine sarıp sarmalamaktadır ki onu hem doğal hem de sosyal köklerinden ayırmakta, insanı yeni, ama yapay, sanal bir çevre içine hapsetmektedir. Bu yaratılan modern teknolojik çevre sağladığı konforla insanları avutmaktadır. İnsanlar da teknolojinin getirdiği bu konfor içinde mutlu olduklarını zannetmektedirler. Hâlbuki bu aldatıcı, yanıltıcı bir mutluluktur. Bu ortamda o kadar kapsamlı ve telafisi çok güç olan sorunlar doğmaktadır ki insanlar bunun zararlarını yeni yeni sezmeye başlamışlardır. Örneğin bu çağdaş teknoloji insanoğlunun her iki köklerini, mesela yol açtığı ekolojik kirlilik ve bozulmalarla, felaketlerle çürütmektedir. Bu süreçte insanoğlunun doğadan kopuşu çok hızlanmıştır; bireylerin, yukarıda bahsettiğimiz gibi, gerekli ve olumlu sosyal ilişkileri aynı hızla çözülmektedir.

Ayrıca bu teknolojik ve ekonomik gelişmeler insanlar, toplumlar için bir araç olmaktan çıkarak amaç hâline getirilmiştir. Bu durum mutluluk açısından daha da vahim bir olguyu gündeme getirmektedir. Teknik, mekanik araçlar, mekanizmalar insana hizmet ettiği ve onu mutlu kıldığı sürece faydalı ve anlamlıdır. İnsanoğlu dünyaya egemen olmak için teknolojiyi üretmiş ve onu bu yolda kullanmıştır. Ama sonuçta yaratılan teknoloji insanı kendi egemenliği altına almaya çalışır hâle gelmiştir. Anlaşılıyor ki yanlış seyreden veya yanlış yaptığımız şeyler vardır. İnancımız odur ki dünyayı yaşanmaz hâle getirmeden, evrensel düzeyde ve kapsamda olmak üzere, bu yanlışlıkların düzeltilmesi için yoğun çaba harcamak gerekmektedir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile