monet_11_Imprese_Vychod_Slunce_1873.jpgmonet_19_La_femme_au_metier_1875.jpgvan_gogh_13_the-starry-night-1889.jpgmonet_22_Bulvar_Kapucinu_1873.jpgmonet_23_Poplars_along_the_River_Epte_Autumn_1891.jpgmonet_17_Seina_u_Argenteuil_1874.jpgvan_goghs_16_la-meridienne-ou-la-sieste-dapres-millet.jpgvan_gogh_12_seascape_at_saintes-maries.jpgmonet_12_Regata_v_Argenteuil_1872.jpgbarge_haulers_18_on_the_volga_1870.jpgmonet_14_Dalnicni_most_v_Argenteuil_1874.jpgmonet_20_Zena_s_destnikem_1876.jpgwilliam_turner_17_the-lake-petworth-sunset-fighting-bucks_1829.jpgmonet_14_waterlily_pond_1899.jpgrenoirs_15_bal-du-moulin-de-la-galette.jpgmonet_18_Most_u_Argenteuil_1874.jpgmonet_13_Maky_pobliz_Argenteuil_1873.jpgmonet_16_Promenada_1875.jpg

Mülteci Sorunu Üzerine

Dünyada 2015 yılının en önemli olayı özellikle Ortadoğu’dan Avrupa’ya doğru yürüyen mültecilerin yarattığı krizdir. Bu olay, 20. yüzyıldaki İletişim Devrimi’nden bu yana sebepleri ve sonuçları itibariyle en kapsamlı, anlamlı ve etkili bir büyük değişmenin gerçekleşmekte olduğunu göstermektedir. Avrupalılar bu göçün ve ifade ettiği değişmenin ne kadar farkındalar, onu bilmiyoruz. Bu basit ve sıradan bir mülteci olayı değildir.

Şimdi, söz konusu göç dalgasının genel bir değerlendirmesini ve analizini yapmaya çalışalım. Tabii bugünkü değişmelerin ve güncel olayların hepsinin temelinde birinci olarak 18. yüzyıldaki Sanayi Devrimi vardır; ikinci olarak bu olayın ardından 20. yüzyılda gerçekleşen İletişim Devrimi bulunmaktadır. Sanayi Devrimi önce Avrupa’da başladığı için bu devrim Batı’yı, Batı uygarlığını çok güçlendirdi, Batı’nın eline çok güçlü araçlar verdi ve ona diğer uygarlıklar (dolayısıyla diğer ülkeler) üzerinde egemenlik kurma imkânı sağladı. Böylece dünya, önce sosyoekonomik açıdan, sonra kültürel ve siyasal bakımlardan ikiye ayrılmış oldu: Bir tarafta gelişmiş, kalkınmış (zenginleşmiş) ülkeler, diğer tarafta da geri kalmış (fakir) ülkeler. Peki, bu nasıl oldu? Batı sanayileşmenin eline verdiği araç ve imkânlarla dünyanın geri kalan ülkelerindeki her türlü ekonomik kaynakları (insan kaynağı ve doğal zenginlikler gibi) sömürdü, istediği gibi kullandı. Geri kalmış ülkeler, üretim kavramı açısından bakarsak, hem beşeri ve doğal kaynaklar, hem de üretilen mallar için çok uygun pazarlar hâline geldiler.

Sosyal Depremler

İki Türlü Deprem Var

Genel anlamıyla ele alırsak, biri yer altında diğeri de yer üstünde olmak üzere dünyada iki türlü depremin varlığından bahsedebiliriz:  Birincisi yer altındaki fiziksel ve kimyasal değişmelere bağlı olarak oluşan ve büyük bir doğal afet olarak kabul edilen bilinen depremler, ikincisi de çok değişik sosyolojik nedenlere bağlı olarak meydana gelen toplumsal depremlerdir. Bilindiği gibi, yerin altındaki unsurlar, tek tip homojen maddeler değillerdir. Burada çok büyük bir çeşitlilik, renklilik gösteren farklı fiziksel ve kimyasal özelliklere sahip, ayrıca değişik pozisyonlarda olan taşlar, kayalar, topraklar, madenler vs. bulunmaktadır. Bu maddeler de belirli yerlerde ve belirli büyüklüklerde tabakalar, damarlar, levhalar halindedirler. Bunlar genel olarak de fay hatları şeklinde konumlanmaktadırlar. İşte bu tabakalar, levhalar değişik nedenlerden dolayı zaman zaman kırılmakta, bükülmekte, şekil değişikliğine uğramakta dolayısıyla yerin altında bizim görmediğimiz ama hissettiğimiz ve sonuçlarından çok etkilendiğimiz dehşet verici doğal olaylar meydana gelmektedir. Yerin altındaki bu kırılmalar, yer değiştirmeler büyük bir gerilimin-enerji birikiminin ortaya çıkmasına yol açmakta bu enerji boşalması da yer üstünde yaşayan tüm varlıkları, canlıları etkilemekte, büyük acılara, ölümlere sebep olmaktadır. Dolayısıyla deprem, yerin içinde jeologların “fay” olarak adlandırdıkları kırıklar üzerinde biriken fiziksel enerjinin aniden boşalması sonucu oluşan yer değiştirme hareketinin sebep olduğu bir dalga hareketleridir. 

Sosyoloji Toplumsal Terziliğe İzin Vermez

Bu kez konuya doğrudan girmeyi uygun buluyoruz. Toplumla ilgili hükümler veren veya verme durumunda olan, topluma rehberlik yapmak isteyen yöneticilerin, bürokratların, aydınların en çok arzu ettikleri şey büyük bir hevesle, iştahla topluma kendilerinin uygun buldukları bir elbiseyi dikerek onu giydirmek istemeleridir. Bunlar çoğunlukla ellerinde bir makas ve rengini, desenini kendilerinin beğendikleri bir kumaş, sürekli toplum terziliğine soyunurlar. Bu kimseler ağızlarını açtıklarında, toplumun öncelikle kendi diktikleri elbiseyi giymesi gerektiğini, insanların, toplumun ancak bu şekilde mutlu olacağını, dirlik ve düzenin, adaletin ancak böylece sağlanacağını savunurlar. Hâlbuki bu tutum sosyolojik realiteye aykırıdır. Bundan önceki birçok yazıda ve bu sitede yayınlanan birkaç makalede Türkiye’de toplum mühendisliğine özenen çok insan olduğunu fakat bunun mümkün olmadığını belirtmiştik. Ne yazık ki bu hâl bizde artık yerleşmiş bir toplumsal gelenek olmuştur. Toplumsal terzilik de bir çeşit toplum mühendisliğidir.