monet_19_La_femme_au_metier_1875.jpgmonet_14_Dalnicni_most_v_Argenteuil_1874.jpgvan_goghs_16_la-meridienne-ou-la-sieste-dapres-millet.jpgmonet_16_Promenada_1875.jpgmonet_17_Seina_u_Argenteuil_1874.jpgmonet_11_Imprese_Vychod_Slunce_1873.jpgrenoirs_15_bal-du-moulin-de-la-galette.jpgmonet_12_Regata_v_Argenteuil_1872.jpgwilliam_turner_17_the-lake-petworth-sunset-fighting-bucks_1829.jpgvan_gogh_13_the-starry-night-1889.jpgmonet_23_Poplars_along_the_River_Epte_Autumn_1891.jpgmonet_18_Most_u_Argenteuil_1874.jpgmonet_13_Maky_pobliz_Argenteuil_1873.jpgvan_gogh_12_seascape_at_saintes-maries.jpgbarge_haulers_18_on_the_volga_1870.jpgmonet_14_waterlily_pond_1899.jpgmonet_20_Zena_s_destnikem_1876.jpgmonet_22_Bulvar_Kapucinu_1873.jpg

Sosyal Depremler

İki Türlü Deprem Var

Genel anlamıyla ele alırsak, biri yer altında diğeri de yer üstünde olmak üzere dünyada iki türlü depremin varlığından bahsedebiliriz:  Birincisi yer altındaki fiziksel ve kimyasal değişmelere bağlı olarak oluşan ve büyük bir doğal afet olarak kabul edilen bilinen depremler, ikincisi de çok değişik sosyolojik nedenlere bağlı olarak meydana gelen toplumsal depremlerdir. Bilindiği gibi, yerin altındaki unsurlar, tek tip homojen maddeler değillerdir. Burada çok büyük bir çeşitlilik, renklilik gösteren farklı fiziksel ve kimyasal özelliklere sahip, ayrıca değişik pozisyonlarda olan taşlar, kayalar, topraklar, madenler vs. bulunmaktadır. Bu maddeler de belirli yerlerde ve belirli büyüklüklerde tabakalar, damarlar, levhalar halindedirler. Bunlar genel olarak de fay hatları şeklinde konumlanmaktadırlar. İşte bu tabakalar, levhalar değişik nedenlerden dolayı zaman zaman kırılmakta, bükülmekte, şekil değişikliğine uğramakta dolayısıyla yerin altında bizim görmediğimiz ama hissettiğimiz ve sonuçlarından çok etkilendiğimiz dehşet verici doğal olaylar meydana gelmektedir. Yerin altındaki bu kırılmalar, yer değiştirmeler büyük bir gerilimin-enerji birikiminin ortaya çıkmasına yol açmakta bu enerji boşalması da yer üstünde yaşayan tüm varlıkları, canlıları etkilemekte, büyük acılara, ölümlere sebep olmaktadır. Dolayısıyla deprem, yerin içinde jeologların “fay” olarak adlandırdıkları kırıklar üzerinde biriken fiziksel enerjinin aniden boşalması sonucu oluşan yer değiştirme hareketinin sebep olduğu bir dalga hareketleridir. 

Sosyoloji Toplumsal Terziliğe İzin Vermez

Bu kez konuya doğrudan girmeyi uygun buluyoruz. Toplumla ilgili hükümler veren veya verme durumunda olan, topluma rehberlik yapmak isteyen yöneticilerin, bürokratların, aydınların en çok arzu ettikleri şey büyük bir hevesle, iştahla topluma kendilerinin uygun buldukları bir elbiseyi dikerek onu giydirmek istemeleridir. Bunlar çoğunlukla ellerinde bir makas ve rengini, desenini kendilerinin beğendikleri bir kumaş, sürekli toplum terziliğine soyunurlar. Bu kimseler ağızlarını açtıklarında, toplumun öncelikle kendi diktikleri elbiseyi giymesi gerektiğini, insanların, toplumun ancak bu şekilde mutlu olacağını, dirlik ve düzenin, adaletin ancak böylece sağlanacağını savunurlar. Hâlbuki bu tutum sosyolojik realiteye aykırıdır. Bundan önceki birçok yazıda ve bu sitede yayınlanan birkaç makalede Türkiye’de toplum mühendisliğine özenen çok insan olduğunu fakat bunun mümkün olmadığını belirtmiştik. Ne yazık ki bu hâl bizde artık yerleşmiş bir toplumsal gelenek olmuştur. Toplumsal terzilik de bir çeşit toplum mühendisliğidir.

Ulusların Düşüşü ve Yükselişi

Daron Acemoğlu ve James A. Robinson 2012 yılında, 15 yıllık ortak bir çalışmanın ürünü olarak, çok önemli bir eser meydana getirmişlerdir: “Ulusların Düşüşü”. Bu kitap esas olarak, toplumlarda güç, zenginlik ve yoksulluğun kökenlerini, ulusların yükseliş ve düşüş süreçlerini inceleyip araştıran, sonuçta bu sorunlarla ilgili olmak üzere, bir kuram ( tez) geliştirmeye çalışan bir eserdir.

 

Bize göre çalışma çok başarılı ve verimlidir. Bu uzun süre içinde büyük bir emek harcanmıştır. Son yüzyıllarda hemen her aydının en azından teorik olarak düşündüğü, akıl yürüttüğü, tartıştığı önemli bir meseleye birçok örnekten, uygulamadan hareketle epeyce açıklık getirmişlerdir. Bu meselenin özü şudur: Neden bazı ülkeler geri kalmıştır veya azgelişmiştir de, bazı ülkeler bu ülkelere göre oldukça sanayileşmiş, modernleşmiş dolayısıyla gelişmiş, ilerlemiş durumdadırlar? Bu konu dün olduğu gibi bugün de güncelliğini korumaktadır. Bu mesele ile ilgili olarak eser, sosyolojik açıdan bazı önemli ve ilginç tezler, yorumlar ortaya koymuştur. Biz burada kitapta yer alan, savunulan ve özellikle sosyolojik açıdan anlamlı bulduğumuz bazı tespit ve yorumlara özet hâlinde değinmek istiyoruz.