van_goghs_16_la-meridienne-ou-la-sieste-dapres-millet.jpgbarge_haulers_18_on_the_volga_1870.jpgmonet_19_La_femme_au_metier_1875.jpgmonet_20_Zena_s_destnikem_1876.jpgmonet_14_Dalnicni_most_v_Argenteuil_1874.jpgmonet_12_Regata_v_Argenteuil_1872.jpgwilliam_turner_17_the-lake-petworth-sunset-fighting-bucks_1829.jpgmonet_22_Bulvar_Kapucinu_1873.jpgmonet_11_Imprese_Vychod_Slunce_1873.jpgmonet_13_Maky_pobliz_Argenteuil_1873.jpgvan_gogh_13_the-starry-night-1889.jpgvan_gogh_12_seascape_at_saintes-maries.jpgrenoirs_15_bal-du-moulin-de-la-galette.jpgmonet_23_Poplars_along_the_River_Epte_Autumn_1891.jpgmonet_17_Seina_u_Argenteuil_1874.jpgmonet_14_waterlily_pond_1899.jpgmonet_16_Promenada_1875.jpgmonet_18_Most_u_Argenteuil_1874.jpg

Geri Kalmış Ülkelerde Sosyal Değişme

Geri Kalmışlık Nedir ve Nasıl Oluşmuştur?
Aslında geri kalmışlık kavramı izafi bir kavramdır. Hangi ülke, hangi kriterlere ve hangi ülkelere göre geri kalmıştır? Bu tür kavramlar bir kıyaslamanın, karşılaştırmanın sonucu olarak oluşan kavramlardır. Dolayısıyla bu sorular teorik düzeyde tartışılabilir. Ancak 20. yüzyılda fiilen ve somut olarak böyle bir sosyal gerçek insanlığın gündemine gelip oturmuştur. Dünyadaki genel barış, huzur ve sosyal adalet açılarından bu sorunun giderilmesi, en azından asgariye indirilmesi de gerekmektedir. 18. yüzyıldan önce de yeryüzündeki ülkeler, toplumlar arasında çeşitli nedenlere bağlı olarak ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan belirli farklar vardı. Örneğin dünyanın bazı ülkeleri, bölgeleri diğerlerine göre daha bayındır haldeydi. Dünya kentleri arasında da ekonomik ve ticari etkinlikler, zenginlik ve kültürel canlılık, çeşitlilik bakımlarından önemli düzey farklılıkları söz konusu idi. Bilim, teknik, ekonomi, sosyal yaşam bazı bölgelerde oldukça gelişmiş, bazı bölgelerinde ise daha geri durumdaydı.

Cemil Meriç Üzerine

Önce Cemil Meriç’le nasıl ve hangi ortamda karşılaşıp tanıştığımı anlatmalıyım. Başka bir makalede değindiğim gibi, 1963 yılında eski okul komutanı Kur. Alb. Talat Aydemir’in gerçekleştirmek istediği askeri darbe girişiminden dolayı öğrencisi olduğum Kara Harp Okulu’ndan ilişiğim kesilince İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’ne kaydolmuştum. Hatırladığıma göre, yapılan sınav sonucu olarak aynı bölüme kaydolan sekiz Harbiyeli öğrenci idik. Kuleli Askeri Lisesi’nde iken okuduğumuz sosyoloji derslerine büyük ilgim vardı. Harbiye’den sonra İzmir’de seçme sınavına girdiğimde, aynı köyden olan ve beni tanıyan bir matematik öğretmeni (sınavda gözetmen) yaptığım tercihe bakarak, benim, daha önemli saydığı ve daha bol para kazandırma imkânı olan fakülteleri tercih etmem gerektiğini vurgulamasına rağmen, ben inadına bu bölümde ısrar ettim ve tercihimi değiştirmedim. Serde gençlik ve dünyayı, toplumu yeniden düzenleme idealizmi de var ya… Sonuç olarak İstanbul’a giderek Sosyoloji Bölümü’ne kaydımı yaptırdım. Yabancı dilim Fransızca idi. İlk iki yıllık genel yabancı dil öğretiminin ardından son iki yılda haftada iki saatlik Fransızca metin çalışmaları (tercüme) vardı. Fakültede Fransızca okutmanı olarak bulunan Cemil Meriç 1965 yılında bu derslere gelmişti. Meriç’le karşılaşmam bu şekilde oldu.

Toplum ve Adalet

İnsanoğlunun var olduğu günden bu yana gerçekleştirmek istediği ideal amaçlar,  temel kavramlar, ulaşmak istediği erdemler olagelmiştir. Bunlar, neredeyse tüm kültürlerin, dönemlerin, ulus ve uygarlıkların üstünde çok kapsamlı ideallerdir; örneğin evrenselliği ve sürekliliği olan bir barış ideali, özgürlük ve mutluluk gibi. Fakat bu kavramların bir tanesi var ki, hepsinden önce gelir ve o kavramın insan ilişkilerinde egemen olması ile diğerleri büyük ölçüde ve kendiliğinden gerçekleşmiş olur. Bu kavram adalettir. Addison’un sözleri ile ifade edersek, “Hiçbir erdem, adalet kadar büyük ve kutsal değildir”. İnsanoğlunun uğruna nice kavgalar, savaşlar, devrimler yaptığı, kan akıttığı barış, eşitlik, özgürlük gibi ideal kavramlar aslında adaletin türevleridirler. Adalet bu kavramlara gerekli olan sosyal zemini hazırlar. Adaletin egemen olmadığı sosyal yapılarda, ülkelerde ne kardeşlik, eşitlik, özgürlük dolayısıyla ne de maddi ve manevi huzur olur. Hiyerarşik olarak diğer erdemler hep adalet erdemini izler. Adalet tüm erdemleri kapsar ve o olmazsa diğerlerinin hiçbir anlam ve önemi kalmaz. Toplumlar, uluslar öncelikle adaletle yücelirler, bütünleşirler, adaletsizlikle çözülür, dağılır ve batarlar. Sosyal çözülme bireylerde topluma ve sosyal kurumlara, düzene karşı güvenin sarsılmasıyla başlar. Bu da adalet duygusunun dolayısıyla sosyal dengeleri sağlayan, haksızlıkları gideren ve sosyal düzenlerin garantisi sayılan adalet mekanizmasının iflası sonucu gerçekleşir.