william_turner_17_the-lake-petworth-sunset-fighting-bucks_1829.jpgmonet_20_Zena_s_destnikem_1876.jpgbarge_haulers_18_on_the_volga_1870.jpgvan_gogh_13_the-starry-night-1889.jpgmonet_11_Imprese_Vychod_Slunce_1873.jpgvan_gogh_12_seascape_at_saintes-maries.jpgmonet_17_Seina_u_Argenteuil_1874.jpgmonet_19_La_femme_au_metier_1875.jpgmonet_12_Regata_v_Argenteuil_1872.jpgmonet_14_waterlily_pond_1899.jpgmonet_14_Dalnicni_most_v_Argenteuil_1874.jpgmonet_13_Maky_pobliz_Argenteuil_1873.jpgmonet_16_Promenada_1875.jpgrenoirs_15_bal-du-moulin-de-la-galette.jpgvan_goghs_16_la-meridienne-ou-la-sieste-dapres-millet.jpgmonet_22_Bulvar_Kapucinu_1873.jpgmonet_18_Most_u_Argenteuil_1874.jpgmonet_23_Poplars_along_the_River_Epte_Autumn_1891.jpg

Toplum ve Adalet

İnsanoğlunun var olduğu günden bu yana gerçekleştirmek istediği ideal amaçlar,  temel kavramlar, ulaşmak istediği erdemler olagelmiştir. Bunlar, neredeyse tüm kültürlerin, dönemlerin, ulus ve uygarlıkların üstünde çok kapsamlı ideallerdir; örneğin evrenselliği ve sürekliliği olan bir barış ideali, özgürlük ve mutluluk gibi. Fakat bu kavramların bir tanesi var ki, hepsinden önce gelir ve o kavramın insan ilişkilerinde egemen olması ile diğerleri büyük ölçüde ve kendiliğinden gerçekleşmiş olur. Bu kavram adalettir. Addison’un sözleri ile ifade edersek, “Hiçbir erdem, adalet kadar büyük ve kutsal değildir”. İnsanoğlunun uğruna nice kavgalar, savaşlar, devrimler yaptığı, kan akıttığı barış, eşitlik, özgürlük gibi ideal kavramlar aslında adaletin türevleridirler. Adalet bu kavramlara gerekli olan sosyal zemini hazırlar. Adaletin egemen olmadığı sosyal yapılarda, ülkelerde ne kardeşlik, eşitlik, özgürlük dolayısıyla ne de maddi ve manevi huzur olur. Hiyerarşik olarak diğer erdemler hep adalet erdemini izler. Adalet tüm erdemleri kapsar ve o olmazsa diğerlerinin hiçbir anlam ve önemi kalmaz. Toplumlar, uluslar öncelikle adaletle yücelirler, bütünleşirler, adaletsizlikle çözülür, dağılır ve batarlar. Sosyal çözülme bireylerde topluma ve sosyal kurumlara, düzene karşı güvenin sarsılmasıyla başlar. Bu da adalet duygusunun dolayısıyla sosyal dengeleri sağlayan, haksızlıkları gideren ve sosyal düzenlerin garantisi sayılan adalet mekanizmasının iflası sonucu gerçekleşir.

Sosyal Kurumlar ve Kurumlaşma Süreci

A. Kurumların Oluşması ve Temel Özellikleri
Toplum organik bir bütünlük, bir yapı olarak kabul edilir. Bu organik bütünlüğü meydana getiren, somutlaştıran belirli öğeler, organlar vardır. Bunların en önemlilerinin başında sosyal kurumlar gelmektedir. Sosyal kurum (müessese) sosyolojinin önemli ve temel kavramlarından biridir. Her toplumda, nitelikleri, işlevleri biraz değişmekle birlikte sosyal kurumlar bulunur. Günlük dilde bu kavram, bazen yanlış olarak da olsa, çoğu zaman kuruluş kavramı ile birlikte kullanılır. Kurumlar, bir insan vücudundaki organlar gibi, toplumda çok çeşitli işlevleri yerine getiren, çoğu zaman örgütlenmiş ve bir bütünlük taşıyan, bazen maddi mekanizmalarla güçlendirilmiş inançlar, düşünceler, davranış tipleri, yerleşmiş alışkanlıklar ve ilişkilerdir (Ülken, 1989: 183). Örneğin evlenme, aile, eğitim, üniversite, miras, din, kilise, banka, siyasal partiler birer kurumdurlar. Kurum kavramı geniş anlamda kullanıldığı gibi (eğitim, devlet, din vb.), dar anlamda da (İzmir Kız Lisesi,  İş Bankası, Kızılay vs.) kullanılır. Sosyal kurum, toplumda bir ihtiyaca cevap veren fonksiyonel-yapısal ilişkilerin, kuralların bütünlüğünü anlatır (Ergil, 1983: 193). İnsan ilişkileri belli bir süre içinde aynı biçimde tekrarlanır ve kurallaşırsa zamanla bir kurum niteliği kazanır (Fichter, 1972: 158) Dolayısıyla sosyal kurumlar yapılaşmış, örgütlenmiş ve düzenlenmiş sosyal ilişkilerden meydana gelmektedir. Anlaşılıyor ki kurumların temelinde çeşitli sosyal ihtiyaçlar bulunmaktadır.

Analitik Yöntem

İnsanlar belirledikleri amaçlara ulaşmak için birtakım araçlar kullanırlar. Bu araçlar çeşitli yöntem ve tekniklerden oluşur. Yöntem ve teknikler de, konunun, sorunun niteliğine göre olmak üzere, büyük bir çeşitlilik gösterir. Tabii amaca ulaşmak için en uygun ve en doğru yöntemin seçilmesi gerekir. Pratik hayatta olduğu gibi tarih içinde felsefe ve bilimlerde de düşünürler ve bilim insanları konuya, imkân ve şartlara göre farklı yöntemler kullanmışlardır. Her yöntem her konu ve sorun için elverişli olmayabilir. Onun için düşünce ve bilim alanında bir yöntem farklılığı söz konusu olmuştur. Yöntemler zamana, uygarlıklara, düşüncenin ve insanlığın evrimine göre de değişiklik göstermiştir.