monet_22_Bulvar_Kapucinu_1873.jpgvan_gogh_13_the-starry-night-1889.jpgmonet_13_Maky_pobliz_Argenteuil_1873.jpgbarge_haulers_18_on_the_volga_1870.jpgmonet_12_Regata_v_Argenteuil_1872.jpgvan_gogh_12_seascape_at_saintes-maries.jpgmonet_19_La_femme_au_metier_1875.jpgmonet_14_waterlily_pond_1899.jpgmonet_23_Poplars_along_the_River_Epte_Autumn_1891.jpgvan_goghs_16_la-meridienne-ou-la-sieste-dapres-millet.jpgwilliam_turner_17_the-lake-petworth-sunset-fighting-bucks_1829.jpgmonet_11_Imprese_Vychod_Slunce_1873.jpgmonet_16_Promenada_1875.jpgmonet_17_Seina_u_Argenteuil_1874.jpgmonet_18_Most_u_Argenteuil_1874.jpgmonet_20_Zena_s_destnikem_1876.jpgrenoirs_15_bal-du-moulin-de-la-galette.jpgmonet_14_Dalnicni_most_v_Argenteuil_1874.jpg

Türkiye'de Eğitim ve Kültürel Değişme Üzerine

Bundan birkaç ay önce Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir özeleştiri biçiminde olmak üzere, “Eğitim ve kültür konularında beklediğimiz başarıları maalesef sağlayamadık, bu alanlarda eksiklerimiz var” demiştir. Bu tespit ve açıklamadan yola çıkarak, siyaset, ekonomi, teknoloji alanları dışında kalan bilim, sanat ve eğitimi de içermek üzere kültürel konularda umulan gelişme ve ilerlemelerin sağlanamaması ile ilgili bizim düşünce ve tespitlerimizi özetle ele almak istiyoruz. Ayrıca konuyu günlük politika ve polemikler açısından değil, bu sorunların sosyolojik arka planı ve tarihsel gelişimi bakımından analizini yapmaya çalışacağız.

Önce içerik ve metodoloji konularıyla ilgili olarak şunları da belirtmemiz gerekmektedir. Türkiye’de sosyoloji eğitimi, öğretimi çok yeni olmamasına rağmen, “analitik sosyoloji” yaklaşımını, yöntemini hazmettiğimizi ve kullandığımızı söyleyemeyiz. Genel sosyolojiye, temel bilgi ve yaklaşımlara ilişkin yayınlanmış çok eser olmakla birlikte, kurumlar sosyolojisi konularını işleyen eserlerin azlığı dikkat çekmektedir. Ayrıca sosyolojik kavram ve konuların, sorunların açıklanıp yorumlanmasında analitik sosyoloji yaklaşımına pek yer vermediğimiz gözlenmektedir. Hâlbuki böyle bir içeriğe yönelmeye ve yöntem konusunda analitik yaklaşımı kullanmaya çok ihtiyacımız vardır. Zaten kültürümüzde kavram analizi geleneği de bulunmamaktadır. Belki de Türkiye’de sosyoloji konusunda “bilim” aşamasına ulaşmışızdır da, henüz bu bilim bizlerin zihinlerinde “irfan”a dönüşememiş ve o olgunluğa erişememişizdir.

Dünyanın Eşrafı

Eşraf Nedir?
Sanayi toplumu öncesinde yani tarım toplumlarında, köy ve kasabalarda “eşraf” diye adlandırılan bir sosyal grup, tabaka söz konusu yerleşim birimlerinin sosyal, ekonomik ve hatta siyasal yaşamlarında çok etkili bir rol oynamıştır. Eşraf kimlerden oluşuyordu? Eşraf, köy ve küçük kasabalarda, beldelerde yani herkesin birbirini tanıdığı mekânlarda varlıklı kesimi, ileri gelenleri, etkili ve önemli kişileri ifade eder. Bunların, köyün yaşamında, yönetiminde özel bir ağırlıkları vardır. Köyde onların sözlerine, görüşlerine önem verilir.

Bu grubu oluşturan kişilerin bir kısmının topluluk üzerindeki etkileri onların maddi gücüne, zenginliğine dayanır. Örneğin köydeki topraksız veya fakir tabaka nakit para lazım olunca bu kişilerden borç alır, zor durumlarda bu kimselere muhtaç olur. Söz konusu varlıklı kesim ya büyük toprakları olanlardan, ya ticari sermaye sahiplerinden (bakkal, diğer dükkân ve iş yeri sahipleri gibi) ya da nasılsa nakit paraya sahip olanlardan ( ki bunlar çoğu zaman faizle para da verirler) meydana gelir. Tabii dünyada bankacılık sistemi, kredi kooperatifleri gibi uygulamalar köylere kadar yaygınlaştıkça, yerleştikçe eşrafın ekonomik etkinliği, işlevi zayıflamıştır. Ayrıca kırsal kesimdeki insanların eğitim düzeyi yani bilgi ve bilinç seviyeleri yükseldikçe, köyle-kent ilişkileri, haberleşme, ulaşım imkânları arttıkça eşrafın etki gücü azalmış ve giderek de azalmaktadır.

İnsan Şiddet Uygulayan Varlıktır

- Hocam, siz 1987 yılında Milliyet Gazetesi’nde “Düşünenlerin Düşünceleri” sütununda şiddet olgusu ile ilgili bir makale yazmışsınız. Orada özetle, bir yandan herkesin ve her ülkenin şiddet olaylarından şikâyet ettiğini, bir yandan da sosyal ve kültürel hayatta şiddeti körükleyen yayınlara, filmlere, televizyon programlarına bolca yer verildiğini ve bunun büyük bir çelişki olduğunu belirtmişsiniz. Aradan otuz yıl geçmiş, bahsettiğiniz durumla ilgili bir değişme görüyor musunuz? (1)

Ne yazık ki pozitif bir değişiklik yok. Bunca yıl sonra geriye dönüp baktığımız zaman toplumsal ve bireysel uygulamalarda hiçbir olumlu gelişmenin olmadığını görüyoruz. Hatta otuz yıl sonra şiddet eylemlerinin azalması bir yana, şiddetin âdeta sosyal bir salgın hâline geldiğini, taklit mekanizması ile yaygınlaştığını, şiddet araçlarının, yöntemlerinin çeşitlendiğini, konuların zenginleştiğini, üstelik kitlesel şiddet eylemlerinin faturasının hem bireysel hem de toplumsal alanda olmak üzere zamanla yükseldiğini fark ediyoruz.