william_turner_17_the-lake-petworth-sunset-fighting-bucks_1829.jpgvan_goghs_16_la-meridienne-ou-la-sieste-dapres-millet.jpgbarge_haulers_18_on_the_volga_1870.jpgmonet_20_Zena_s_destnikem_1876.jpgmonet_18_Most_u_Argenteuil_1874.jpgmonet_14_Dalnicni_most_v_Argenteuil_1874.jpgmonet_12_Regata_v_Argenteuil_1872.jpgvan_gogh_12_seascape_at_saintes-maries.jpgmonet_14_waterlily_pond_1899.jpgmonet_11_Imprese_Vychod_Slunce_1873.jpgrenoirs_15_bal-du-moulin-de-la-galette.jpgmonet_17_Seina_u_Argenteuil_1874.jpgvan_gogh_13_the-starry-night-1889.jpgmonet_19_La_femme_au_metier_1875.jpgmonet_13_Maky_pobliz_Argenteuil_1873.jpgmonet_22_Bulvar_Kapucinu_1873.jpgmonet_23_Poplars_along_the_River_Epte_Autumn_1891.jpgmonet_16_Promenada_1875.jpg

"Toplum Mühendisliği" Mümkün Mü?

Toplumsal sorunlar gündeme getirildiğinde Türkiye’de bazı kimselerin hemen “toplum mühendisliği”ne soyundukları dolayısıyla toplumla ilgili konuları bir mühendis edasıyla kesip biçtikleri, ölçüp tarttıkları, hesapladıkları görülmektedir. Bunlar daha sonra da ileriye dönük çok keskin yargılarda, öngörülerde bulunmaktadırlar. Bu kesimlerde toplum mühendisliği âdeta bir moda hâline gelmiştir.

İki Yüz Yıllık Yanlışlık Devam Ediyor

Sosyoloji bir sosyal bilim olarak, gelişmekte olan ülkeler ile kıyaslandığında, Türkiye’ye erken girmişti. Özellikle Ziya Gökalp’in çabaları ile Türk aydınları, sosyolojik kavramlarla erken tanışmışlardır. Dolayısıyla ampirik alanda olmasa bile, düşünsel ve yazılı eserler bakımından azımsanamayacak bir birikim de oluşmuştur. Fakat ne gariptir ki bunca çalışmaya ve birikime rağmen doğru dürüst bir sosyolojik kültür, bir bakış açısı da meydana gelmemiştir. Durkheim’ın öncelikle ve özellikle vurguladığı “sosyal olayların bir nesne gibi ele alınması” ilkesi bir türlü benimsenememiştir, sosyal olaylar bireyin dışında nesnel bir gerçek olarak ele alınamamıştır. “Olan” yerine hep “olması gereken” üzerinde durulmuştur.

Sosyal Bütünleşme-Çözülme ve Sosyal Güven Duygusu

Sosyal bütünleşme toplumda bireylerin, farklı sosyal grupların, tabakaların, sınıfların, hatta kurumların ve statülerin fonksiyonel bağlılığı, bu öğeler arasındaki toplumsal ahengi, uyum ve uzlaşmayı ifade eder. Bütünleşme toplumu oluşturan öğelerin birbiriyle ilişkilerini, bağımlılığını içermektedir. Bu kavram toplumda farklı görev ve pozisyonları olan, bazen de çelişen bu öğelerin bir büyük “bütün” içinde yer alarak Durkheim’ın deyimiyle “organik bir dayanışma ve iş bölümü” içinde bulunmalarını anlatır.