monet_22_Bulvar_Kapucinu_1873.jpgvan_gogh_12_seascape_at_saintes-maries.jpgmonet_23_Poplars_along_the_River_Epte_Autumn_1891.jpgbarge_haulers_18_on_the_volga_1870.jpgmonet_13_Maky_pobliz_Argenteuil_1873.jpgvan_goghs_16_la-meridienne-ou-la-sieste-dapres-millet.jpgmonet_14_waterlily_pond_1899.jpgmonet_16_Promenada_1875.jpgmonet_19_La_femme_au_metier_1875.jpgmonet_20_Zena_s_destnikem_1876.jpgmonet_17_Seina_u_Argenteuil_1874.jpgmonet_12_Regata_v_Argenteuil_1872.jpgrenoirs_15_bal-du-moulin-de-la-galette.jpgwilliam_turner_17_the-lake-petworth-sunset-fighting-bucks_1829.jpgmonet_18_Most_u_Argenteuil_1874.jpgmonet_14_Dalnicni_most_v_Argenteuil_1874.jpgmonet_11_Imprese_Vychod_Slunce_1873.jpgvan_gogh_13_the-starry-night-1889.jpg

Sorun Çözme ve Münazara Geleneği

İngiliz devlet adamlarından Disraeli’ye göre dünyada iki türlü insan vardır: “Sorun çözen insan, kendisi sorun olan insan.” İnsanlar ve toplumlar için sorunlar hep olmuştur ve olacaktır. Sorunsuz bir yaşam olamaz. Dünyada toplumları da ikiye ayırmak mümkündür: Sorun çözen toplumlar-sorunlarını çözemeyen toplumlar. Tabii bir kişi ve toplum kendi sorunlarını çözemezse başkaları işe karışır ve çözdürür. Bu hep böyle olmuştur.

"Toplum Mühendisliği" Mümkün Mü?

Toplumsal sorunlar gündeme getirildiğinde Türkiye’de bazı kimselerin hemen “toplum mühendisliği”ne soyundukları dolayısıyla toplumla ilgili konuları bir mühendis edasıyla kesip biçtikleri, ölçüp tarttıkları, hesapladıkları görülmektedir. Bunlar daha sonra da ileriye dönük çok keskin yargılarda, öngörülerde bulunmaktadırlar. Bu kesimlerde toplum mühendisliği âdeta bir moda hâline gelmiştir.

İki Yüz Yıllık Yanlışlık Devam Ediyor

Sosyoloji bir sosyal bilim olarak, gelişmekte olan ülkeler ile kıyaslandığında, Türkiye’ye erken girmişti. Özellikle Ziya Gökalp’in çabaları ile Türk aydınları, sosyolojik kavramlarla erken tanışmışlardır. Dolayısıyla ampirik alanda olmasa bile, düşünsel ve yazılı eserler bakımından azımsanamayacak bir birikim de oluşmuştur. Fakat ne gariptir ki bunca çalışmaya ve birikime rağmen doğru dürüst bir sosyolojik kültür, bir bakış açısı da meydana gelmemiştir. Durkheim’ın öncelikle ve özellikle vurguladığı “sosyal olayların bir nesne gibi ele alınması” ilkesi bir türlü benimsenememiştir, sosyal olaylar bireyin dışında nesnel bir gerçek olarak ele alınamamıştır. “Olan” yerine hep “olması gereken” üzerinde durulmuştur.